PMHT

PMHT (İng. Probabilistic Multiple Hypothesis Tracking) hedef izleme kuramında hedef izleme yöntemlerinden bir tanesidir.

Gürültülü (İng. clutter) ortamda hedef takibi oldukça zordur. Geleneksel yöntemler, kapılama (İng. gating) ve en yakın komşu ilişkisinin (İng. Nearest neighbour association) bir kombinasyonunundan oluşan basit tekniklerle doğru ölçümlerin ne olduğunu bulmaya çalışırlar. Gürültü yoğunlukları arttıkça bu geleneksel algoritmalar çalışmaz hale gelirler. Bu problemin çözümü için MHT (İng. Multi Hypothesis Tracking) önerilmiştir. Bu yaklaşım hemen hemen bütün olası ölçüm kombinasyonlarını en uygun olanı bulmak için değerlendirir. Bu yöntem kısa bir sürede çok karmaşık hale gelir ve tüm olası izleri saklayabilmek için oldukça büyük bir belleğe ihtiyaç duyar. Bu karmaşıklıktan kurtulmak için PMHT algoritması geliştirilmiştir. PMHT algoritmasında veriler gruplar halinde işlenir. PDAF’da olduğu gibi PMHT zor atamalar yazmaz ve tüm kombinasyonları değerlendirmez. Bunun yerine her ölçümü her iz ile ilişki olasılığına bağlı olarak ilişkilendirir.

PMHT algoritması haricindeki algoritmalar her bir tarama zamanında bir hedef birden fazla ölçüm ile ilişkilendirlemez kuralına bağlı olması sebebiyle yarı-optimaldir (İng. Sub-optimal). PMHT algoritmasında böyle bir sınırlamanın olmaması, yani bir hedef için birden fazla ölçüm alınabilir olması, bu algoritmayı hem optimal hem de çoklu sensör durumunda doğal bir bileştirici (İng. fusion) yapmaktadır.

PMHT diğer algoritmalar ile karşılaştırıldığında PMHT’nin işlem yükü lineer olarak artmaktadır. PMHT de ölçümlerden hedeflere ilişkiler bağımsız olaylardır.

Vidalinux

Gentoo tabanlı linux dağıtımı.


Dış bağlantılar

Ana sayfası

Capdepera

right|thumb|Capdepera’nın Konumu

Capdepera, Batı Akdeniz’de, İspanya’nın doğu sahiline yakın, İspanya’nın özerk bölgesi olan Balear Takımadaları’na ait bir belediye. Mayorka Adası’nda olup nüfusu; 9,166′dır. (2002)


Dış bağlantılar

  • Capdepera Fotoğrafları

Erol Öznesim

Erol Öznesim, Kurtlar Vadisi Pusu isimli dizide Toros Ailesi’ndendir. Amerika’da ekonomi eğitimi almış ve Toros Holding’in finans sorumlusu olmuştur.

Trebujena

Trebujena, İspanya’nın 17 özerk bölgesinden, ülkenin güneybatı köşesinde en fazla nüfusa sahip Endülüs otonom bölgesinin 8 eyaletinden biri olan Cádiz’a bağlı 44 belediyeden biridir. 2002 yılında yapılan nüfus sayımlarına göre Trebujena belediyesinin nüfusu 6.942 kişidir.

12 Eylül Darbesi

thumb|300px|right|Yıldırım Baskı - 12 Eylül 1980
12 Eylül Darbesi veya 1980 Darbesi, Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’in 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi. Bu müdahale ile Süleyman Demirel’in Başbakan’ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir baskı dönemi başladı.


Sıkıyönetim ilanı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, radyodan okunan ilk bildiriye göre:

İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.<ref>Radyodan okunan ilk bildiri, Belgenet</ref>


12 Eylül dönemi

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askeri cunta Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye’ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.

Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve cuntanın belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92′lik “Evet” oyu ile büyük farkla kabul edildi. Halk oylamasında ‘Hayır’ oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa’nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa’nın kabulünün bir başka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi de ifade edilir.<ref>Şimdi anladınız mı o yüzde 92′yi - Ertuğrul Özkök - Hürriyet</ref>

12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye’de halkın önemli bölümü tarafından sosyal,siyasi ve ekonomik sorunların hiçbirine çözüm bulamayan iflas etmiş parlamenter rejimin ‘haklı’ alternatifi olarak görüldü. Bu nedenle, darbeye bir direniş olmadığı gibi, büyük çoğunluk, darbe liderlerini, ülkenin yeni liderleri olarak kısa sürede benimsedi.

Aynı halk oylamasında, Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa’da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.


Darbe gerekçeleri

12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin birçok tur ardından Cumhurbaşkanı’nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği yürüyüş gösterildi.

Ülkede tırmandırılan sağ - sol ve alevi - sünni gerginliği bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi. 12 Eylül 1980 öncesinde sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri cinayetlere kurban gitti. Doç. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Nihat Erim ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30′a yaklaşıyordu.

12 Eylül 1980′e gelindiğinde 19 ilde sıkıyönetim uygulanıyordu.

Ülkede, yönetemeyen hükûmet, karar alamayan Meclis ve ardı arkası kesilmeyen siyasi cinayetlerin yol açtığı yılgınlık havası, 12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel’in “70 sente muhtacız” sözü ile özetlenen işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile yoğunlaştı.

Darbe ardından, siyasi cinayetlerin çok kısa sürede sona ermesi, güvenlik güçlerinin şiddet eylemlerini darbe öncesinde neden önlemediği / önleyemediği sorularını da beraberinde getirdi. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduğu ve darbe gecesi Başkan Jimmy Carter’a “bizim çocuklar işi bitirdi” anlamında bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiğinin anlaşılması, 12 Eylül’de ABD’nin rolü konusunu da tartışmalara açtı.Darbeden sonra ilk idam edilenler 9 ekim 1980 tarihinde ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Necdet Adalı olmuştur.

.

12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye’de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi.


1983 Genel Seçimleri

6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı; 1982 yılında hazırlattığı Anayasa’yı onaylayarak cuntayı destekleyen seçmen, cuntanın işaret ettiği emekli Orgeneral Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi yerine Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi’ni Türkiye’yi yönetmek üzere seçti. Daha sonra, siyasi yasakların kalkması ile eski liderler ve eski kadrolar, yeni partiler ile seçimlere katıldı.

1983 yılındaki genel seçimde Turgut Özal’ın Başbakan olması ile Türkiye ekonomisinin küresel entegrasyonu başladı. Bu anlamda, tasarlamadan da olsa, 12 Eylül cuntası, içe dönük kapalı bir ekonomiye sahip olan Türkiye’yi olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile küresel ekonominin bir parçası haline getiren gelişmeleri tetikledi.


ABD’nin rolü

İlk kez Mehmet Ali Birand’ın 12 Eylül 04.00 (1984) adlı kitabında ortaya atılan, 12 Eylül Darbesi sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze’in askeri müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın your boys have done itseninkiler yaptı/bizim çocuklar işi bitirdi - anlamındaki konuşması, 12 Eylül Darbesi içinde ABD’nin rolü konusunda tartışmalara neden olmuştur. Henze’den sonra Ankara’daki çocuklar başardı şeklindeki mesaj Başkan Jimmy Carter’a iletilmiştir. Paul Henze 2003 yılında bir Türk gazetesine verdiği demeçte Bizim çocuklar işi başardı sözlerinin Mehmet Ali Birand’ın uydurması olduğunu belirtmiş, ancak kısa bir süre sonra Birand 1997′de Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Henze’i yalanlamıştır…


Sıkıyönetim uygulamasının kaldırılması

Sıkıyönetim uygulamasının tarihlere göre kaldırıldığı iller:<ref>Sıkıyönetim uygulaması, Belgenet</ref>

19 Mart 1984 Bilecik, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çankırı, Gümüşhane, Isparta, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, Muş, Sinop
19 Temmuz 1984 Afyon, Amasya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Çorum, Muğla, Nevşehir, Niğde, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Yozgat
19 Kasım 1984 Denizli, Giresun, Kayseri, Konya, Manisa, Uşak
18 Mart 1985 Antalya, Bursa, Eskişehir, Hakkari, İçel, Kocaeli, Malatya, Kahramanmaraş, Samsun, Sivas, Tokat, Zonguldak
19 Temmuz 1985 Ankara, Artvin, Edirne, Erzincan, İzmir, Ordu
19 Eylül 1985 Trabzon
19 Kasım 1985 Adana, Adıyaman, Ağrı, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kars
19 Mart 1986 Bingöl, Elazığ, Tunceli, Şanlıurfa
19 Mart 1987 Van
19 Temmuz 1987 Diyarbakır, Mardin, Siirt


Darbenin sonuçları

  • 650.000 kişi göz altına alındı
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).
  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
  • 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
  • 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi kaçarken vuruldu.
  • 95 kişi çatışmada öldü.
  • 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
  • 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

Kaynak: <ref>”Darbenin bilançosu”, Cumhuriyet Gazetesi, 12 Eylül 2000</ref>


Kaynakça


İlgili maddeler

  • Soğuk savaş
  • Anti-sosyalizm
  • Anti-komünizm
  • Ulusalcılık
  • Milliyetçilik
  • Siyasal islam
  • Şovenizm
  • Militarizm
  • Türk-İslam Sentezi


Dış bağlantılar

  • 12 Eylül belgeleri
  • “15. Madde Kaldırılsın Darbeciler Yargılansın”, Bianet.org, 04 Eylül 2006

*

Oyuncu

  • Erkek oyuncu için, Aktör
  • Kadın oyuncu için, Aktris

Kültürel psikoloji

Kültürel psikoloji, psikolojinin alt dallarından biridir. Kültür ve zihin kavramlarının ayrılamaz olduğu, bu yüzden de zihnin nasıl çalıştığına yönelik evrensel kanunların olmadığı ve bir kültürde geliştirilen psikolojik kuramların geçerliliğinin yalnızca o kültürle sınırlı olduğu varsayımlarına dayanır. Sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji gibi psikoloji dalları kültürel psikolojiyi besler ve kültürel psikoloji ile zenginleşir. Kültürel psikoloji içersinde günümüzde en çok rağbet gören konular, Kuzey Amerika ve Uzak Doğu kültürlerinin dikkat, algı, biliş ve benlik açılarından farklılıklarıdır.

The First Album

Modern Talking’in 1985 yılında çıkarmış oldukları ilk albümü.

  1. You’re my heart, you’re my soul
  2. You can win if you want
  3. There’s too much blue in missing you
  4. Diamonds never made a lady
  5. The night is your - the night is mine
  6. Do you wanna
  7. Lucky guy
  8. One in a million
  9. Bells of Paris

Vištytis Gölü

Vištytis Gölü, (Litvanyaca: Vištyčio ežeras; Almanca: Wystiter See; Rusça: Viştınetskoye ozero, Виштынецкое озеро),

Litvanya ve Rusya arasındaki sınır çizgisinde yer alan bir göldür. 2. Dünya Savaşı’ndan önce Almanya-Litvanya arasında da sınır oluşturmuştur. Adını Litvanya’nın kuzeyindeki Vištytis kasabasından alır.

Vištytis Gölü, çoğu Rusya sınırlarında olmak üzere 17.87 km² alana yayılır. Su sınırı Litvanya kıyılarını takip eder. Bu yüzden birçok Litvanya balıkçı gemisi, kazayla da olsa Rusya’nın su sınırlarını geçme yasağını ihlal eder.

Oğuz (rayon)

Azerbaycan’ın rayonlarından biridir.Yüzölçümü 1077km²’dir.Nüfusu 37,000 kişidir.Oğuz gazetesi adında bir yerli gazetesi vardır.

Diş

thumb|200px|Sanal olarak yaratılmış dişler

Diş, sindirim sisteminin başlangıcı olan ağızda bulunan, ana işlevi besinlerin mekanik sindirimini sağlamak olan organlardır. Mekanik sindirimin yanısıra fonasyon ve estetik işlevleri de mevcuttur.

Hayvanlarda bu görevlerine ek olarak, saldırı, bir nesneyi taşıma ve savunmaya yardımcı olma gibi çok hayati görevleri daha vardır. Kuş cinslerinin pek çoğunda bu organ bulunmaz. Kuşlarda diş yerine, amacı mekanik sindirim olan “taşlık” mevcuttur.

20 birincil diş (sütdişi veya dentes deciduii) genellikle bebek altı aylıkken çıkmaya başlar. Çocuk yaklaşık altı yaşına geldiğinde bunlar yerlerini kalıcı dişlere bırakmaya başlar. İlk çıkan daimi diş (dens permenante), altı yaş dişi olarak tabir edilen birinci molar dişlerdir. Daimi birinci azı dişlerinin üzerinde süt dişi olmadığı için, bu diş çıktığında 20 süt dişi de yerindedir. Bu diş ağızda çiğneme fonksiyonunun anatomik olarak merkezidir ancak çoğu zaman süt dişi sanıldığı için kolayca çektirilir.

Yedi yaş civarında daimi kesici dişler süt dişlerinin altından sürerler. Daimi dişlenme genellikle en son kanin (dens caninus/köpek dişi) çıkmasıyla 13 yaş civarında sona erer. (16-20 yaş civarında çıkan 20 yaş dişleri yeni nesilde tam bir devamlılık arzetmediğinden onlardan ayrıca söz edilecektir.)
Diş sürme zamanları her ne kadar matematiksel bir cetvel gibi verilse de kişinin kemik yaşıyla ilgili genetik bir olaydır ve zamanlama kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. En isabetli tahmini yapıp gelişim bozuklarını tespit etmek için bir dişhekimi veya ortodontist tarafından kemik yaşı tesbiti yapılmalıdır.

20 yaşına gelmiş yetişkinlerin çoğunun 32 dişi vardır.Bazı kişilerde 20 yaş dişleri hiç çıkmayabilir veya oluşmayabilir.Dişler düzgün konuşmaya ve yüzü şekillendirmeye yarasalar bile asıl görevleri besinleri çiğnemektir.Kesiciler ve köpek dişleri lokmayı kesip parçalara ayırır,küçük ve büyük azı dişleri ise ezip öğütür.

Diş minesi vücütdaki en sert madde olsa da besinlerin artıklarının ağızda uzun süre kalması sonucu, ağızda mevcut olan bakterilerin besin artığının içideki şekerleri fermente etmesiyle oluşan asit yüzünden aşınıp çürüyebilir.


Çürük

DişXAsitXZaman=Çürük
Bu çarpanlardan herhangi birini sıfırlarsanız çürük oluşmaz.

thumb|right|200px|İnsanın bir alt dişi
Ergin bir insanın ağzında 28 adet diş bulunur. Bu rakamı 32’ye tamamlayan 3.büyük azı yani yirmi yaş dişleridir. Bu 28 diş 4 ayrı diş grubundan meydana gelmektedir.

  1. Kesici dişler: Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.
  2. Köpek dişleri: Alt ve üst olmak üzere 4 adettir.
  3. Küçük azı dişleri: Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.
  4. Azı dişleri:Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.

5 yaşına kadar olan çocuklarda ise 20 adet süt dişi bulunur.4 aylıkken ilk olarak alt ön keser dişlerle başlayan sürme süreci 3 yaşında tamamlanır.5 yaşına kadar çocukların tüm süt dişleri ağızda mevcuttur. 5 yaşından itibaren süt dişlerinin yerini daimi dişlere bıraktığı karma dişlenme süreci başlar ve bu süreç ortalama 13 yaşında tüm daimi dişlerin ağızda yerini bulmasa ile son bulur.

Diş, klinik olarak taç (corona dentes), boyun (kole, collum dentes) ve kök (radix dentes)kısımlarından oluşur. Taç kısım ağızda görünen ve mineyle kaplı bölümdür. Kole yani diş boynu dişetiyle sarılı mine-sement birleşimidir. Kök ise periodontal ligament tarafından kemiğe bağlandığı için çene kemiğinin içide kalan kısımdır.

Mine, dentin,sement dişin sert tabakalarını oluştururken pulpa dişin yumuşak olan tek tabakasıdır. Mine dişin en dış tabakası olup şeffaflığını verir. Mine doğada elmastan sonraki en sert maddedir ve hidroksi apatitten oluşur. Sement ise diş minesi gibi kök yüzeyini örten ince tabakadır. Sement ve minenin altındaki tabaka dentin tabakasıdır. Dentin; pulpanın diş tabakalarında yoğun olarak bulunan ve diş pulpası (özünün) temel hücreleri kabul edilen (odontoblast)’ların uzantılarının yoğunlukta olduğu yarı sert bir tabakadır. Dişe sarı-koyu rengini verir. Diş yaşlandıkça, dentin miktarı artar bu da dişlerin yaşlandıkça daha sarı görünmesine sebep olur.

Dişin iç kısmındaki boşlukta ise pulpa (diş özü) adı verilen damar ve sinirden zengin özelleşmiş bir bağ dokusu vardır. Pulpa; dişin özüdür ve dişin basınçları, termal etkileri algılamasını, kanlanmasını sağlayan kısmıdır. Pulpa temelde bir bağ dokusudur, içinde yaşla ters orantılı olarak azalan Odontoblast, Fibroblast, kılcal damarlar, sinirler ve yaşla doğru orantılı olarak artan bağ dokusu barındırır. Dişlerin ağrıya hassas olmasının en önemli nedeni pulpadaki sinirlerin vucuttaki en hızlı sinirler olmasıdır. Kapalı çürükler olarak tabir edilen diş çürüklerinde pulpada ödem oluşur, pulpa çevresinde ödemin akacağı veya şişlik oluturacağı kadar alan olmadığı için sinirler basınçtan aşırı etkilenir ve en kötü ağrı olarak tabir edilen diş ağrısını oluşurur. Diş ağrısının geceleri daha fazla hissedilmesinin sebebi vücudun biyolojik saati nedeniyle geceleyin dokulara kan akışının fazla olması ve bu nedenle de pulpadaki hiperemi ve ödemin artmasıdır.

Pulpadaki odontoblastlar dentin yapmakla görevlidir. Diş yaşlandıkça dentin miktarının artmasının sebebi odontoblastların hayat boyu süren dentin üretimidir.

Diş, çene kemiklerinin “alveol” (pars alveolaris osis maxillae ve pars alveolaris ossis mandibulae)tabir edilen kısımlarına “periodontal ligament” denilen çok az hareketli (0.1mm) bir eklemle tutunur. Periodontal ligament, diş kökünü saran sementin alveol kemiğe tutunmasını sağlayan farklı yönde ve uzunlukta bir çok ligamentin ortak adıdır.

Periodontal ligament ve alveol kemik kaybı periodontitis olarak adlandırılır. Bu dişin mobilitesine (sallanmasına, dental mobilite) sebep olan genelde ağrısız bir hastalıktır. Dişeti (gingiva) çevresinde biriken gıda artıkları diş çevresindeki diş etinde önce gingivitis denen daha hafif bir enfeksiyona neden olur. Diş çevresi temizlenmedikçe olay ilerler ve dişetinin altında bulunan periodontal ligament ve hatta alveol kemiğe kadar ulaşır ve periodontitis meydana gelir. Periodontitis, genelde ağrısız olduğu için hasta tarafından önemsenmez ve bu nedenle çürüklerden daha tehlikeli bir diş kaybı nedenidir.

Periodontiumun temel olarak, ağızda bulunan mikroorganizmalara karşı bir bariyer oluşturur ve çiğneme (mastikasyon) esnasında dişe gelen basınçlara süspansiyon sağlayarak amortisör görevi görür.
Periodontium, alveolar kemik, dişeti, sement ve periodontal ligamentten oluşur.

Dişler normalde çene kemiğine çakılı (ankiloz) vaziyette değildir. Nadiren ankiloze dişler ile karşılaşılabilir. Çene kemiği ile diş arasında bulunan aralığın yani periodontal aralık adı verilen boşluğun calsifiye olması (kalsifiye veya kireçlenme)nedeniyle diş alveolüne ankiloze olur.

Günümüzde dahi dişlerin nasıl veya neden sürdükleri tam olarak açıklanamamaktadır. İnsan vücudunda sadece dişler yumuşak dokuyu yararak çıkan sert organlardır. Bunun haricinde tüm kalsifiye organlarımız yani kemiklerimiz yumuşak dokularla sarılıdır.


Diş oluşumu (dentogenesis)

Dişler Os maxillae (Üst çene kemiği) ve Os mandibulae (alt çene kemiği) nın pars alveolaris (alveolar kısmında), diş torbası (pericoronium) adı verilen torbacık bezeri yapılar içinde gelişirler. Ameloblastlar mine (enamel), odontoblastlar dentin, fibroblastlar ise ilgili bağ dokuyu oluştuturlar. Ameloblastlar, mine oluşumu tamamlandıktan sonra kaybolurlar ancak odontoblastlar ve fibroblastlar diş ömrü boyunca çalışmaya devam ederler.

Diş oluşum evreleri

  1. tomurcuk safhası
  2. takke tafhası
  3. çan safhası

Taç kısmı oluştuğunda ameloblastlar kaybolurken odontoblastlar dentin sentezine devam ederek kökü oluştururlar. Bu arada diş,kökü oluştukça sürme düzlemine doğru hareket eder. Bu hareketin fizyolojisi hala tam açıklanamamıştır. Kök oluşumu diş ağıza sürdükten sonra da yaklaşık 2 yıl devam eder ve sonunda diş kökünün ucu (apex dentis) damar ve sinir giriş çıkışına izin veren bir por bırakacak şekilde kapanır.


Yirmi yaş dişleri (Akıl dişi, üçüncü molar diş, dens serotinus)

Alt sağ, alt sol ve üst sağ, üst sol olmak üzere toplam 4 adet yirmi yaş dişi vardır. Yirmi yaş dişerinin ağızlarda yer bulamamasının temel nedeni insan neslinin daha yumuşak gıdalarla beslenmesi sonucu çenelerinin küçülmesidir.

Bazı ağızlarda konjenital (doğumsal/genetik) olarak yirmi yaş dişleri hiç bulunmaz.

Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ancak yer darlığı ve başka nedenlerle sürmez ve çene kamiklerinde gömülü kalırlar.

Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ve yarı yarıya sürerler. Sürme tam olmaz. Buna yarı gömülü yirmi yaş dişi denir.Yarı gömülülük iki tipte olabilir. Birincisinde dişin taç (kron) kısmının üzerinde operkulum (operculum,pericoronium) adı verilen mukoza parçası olabilir. İkinci tipteyse dişin taç kısmının bir bölümü kemik dokuyla örtülüdür. Her iki şekilde de yarı gömülü yirmi yaş dişlerinin etrafında gıda artıklarının birikeceği enfeksiyona (iltihap) elverişli bir alan meydana gelir.

Bazı ağızlarda yimi yaş dişleri diğer azı dişlerinden farksız olarak gayet normal biçimde sürerler.
Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri, sürerken önündeki dişleri iteleyerek yer darlığına sebep olurlar. Bunun sonucu olarak da genelde alt keser dişlerde eğrilik meydana gelir. Yine bu “iteleme” esnasında, birbiriyle normal temasını kaybeden bazı dişler de çürüyebilir.

Sonuç olarak, kişiler yirmi yaş dişleriyle ilgili sorun yaşamamak için bir dişhekimine başvurmalı ve ağzında yimi yaş dişi var-yok, yirmi yaş dişinin sürebileceği alan var-yok şeklinde ilgili muayenesini yaptırmalıdır.


Perikoronit (Operculitis)

Bazı yirmiyaş dişlerinin Diş torbası (perikoronium), diş oluştuktan sonra kaybolmaz ve dişin arka tarafında (distalinde) bir cep meydana getirecek biçimde kalır. Bu dokunun enfeksiyonuna perikoronit denir. Oldukça ağrılı bir enfeksiyondur. Genellikle boğaz enfeksiyonlarıyla karıştırılır. Tedavisi dişhekimlerince yapılır.

Dağ bisikleti

240px|thumb
Dağ bisikleti, 1970′lerde eski model bisikletlere kalın tekerlekler takılarak arazide (dağlarda) geziler düzenlenerek ortaya çıkmış bisiklet. 1980′lerde büyük firmaların seri üretimleri ile standartlaşan dağ bisikleti zaman içinde teknolojinin uygulanması ile ön ve arkası amortisörlü ve disk frenli modellere sahip olmuştur. Günümüzde 29″ tekerlerin de uygulandığı genellikle 26″ tekerlek çapında, kalın (2″) ve dişli lastiklere sahip bisikletlerdir.

Cervo, Lugo

Cervo, Lugo, İspanya’nın onyedi özerk bölgesinden, ülkenin kuzeybatı köşesinde bulunan Galiçya otonom bölgesine bağlı dört eyaletten biri olan Lugo’ya bağlı 67 belediyeden biridir. Cervo, Lugo belediyesinin nüfusu, 2005 yılı nüfus sayımlarına göre 4.949 kişidir.

Nalcıkuyucağı, Kastamonu

Nalcıkuyucağı, Kastamonu ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.


Tarihi

Köyümüzün Adı : Eskiden köyde tarımda kullnılan hayvanların ayaklarının acımaması için nal yaparlarmış nalcı kelimesi ordan gelmiş kuyucak kelimesi ise halı yapımın da kullanılan tezgah adını verdikleri insan gücü ile çelışan bir makina varmış ondan da kuyucak kelimesi gelmiş ve NALCIKUYUCAĞI olmuş ilginiz için tesekküeler.

                                          KÖY MUHTARI: MUSTAFA AKCA


Kültür

Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.


Coğrafya

Kastamonu merkezine 22 km uzaklıktadır.


İklim

Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.


Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 -
1997 -


Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.


Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - MUSTAFA AKCA
1999 - MUSTAFA AKCA
1994 - MUSTAFA AKCA
1989 - İBRAHİM GÖL
1984 -


Altyapı bilgileri

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


Dış bağlantılar

  • Yerelnet

Diş

thumb|200px|Sanal olarak yaratılmış dişler

Diş, sindirim sisteminin başlangıcı olan ağızda bulunan, ana işlevi besinlerin mekanik sindirimini sağlamak olan organlardır. Mekanik sindirimin yanısıra fonasyon ve estetik işlevleri de mevcuttur.

Hayvanlarda bu görevlerine ek olarak, saldırı, bir nesneyi taşıma ve savunmaya yardımcı olma gibi çok hayati görevleri daha vardır. Kuş cinslerinin pek çoğunda bu organ bulunmaz. Kuşlarda diş yerine, amacı mekanik sindirim olan “taşlık” mevcuttur.

20 birincil diş (sütdişi veya dentes deciduii) genellikle bebek altı aylıkken çıkmaya başlar. Çocuk yaklaşık altı yaşına geldiğinde bunlar yerlerini kalıcı dişlere bırakmaya başlar. İlk çıkan daimi diş (dens permenante), altı yaş dişi olarak tabir edilen birinci molar dişlerdir. Daimi birinci azı dişlerinin üzerinde süt dişi olmadığı için, bu diş çıktığında 20 süt dişi de yerindedir. Bu diş ağızda çiğneme fonksiyonunun anatomik olarak merkezidir ancak çoğu zaman süt dişi sanıldığı için kolayca çektirilir.

Yedi yaş civarında daimi kesici dişler süt dişlerinin altından sürerler. Daimi dişlenme genellikle en son kanin (dens caninus/köpek dişi) çıkmasıyla 13 yaş civarında sona erer. (16-20 yaş civarında çıkan 20 yaş dişleri yeni nesilde tam bir devamlılık arzetmediğinden onlardan ayrıca söz edilecektir.)
Diş sürme zamanları her ne kadar matematiksel bir cetvel gibi verilse de kişinin kemik yaşıyla ilgili genetik bir olaydır ve zamanlama kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. En isabetli tahmini yapıp gelişim bozuklarını tespit etmek için bir dişhekimi veya ortodontist tarafından kemik yaşı tesbiti yapılmalıdır.

20 yaşına gelmiş yetişkinlerin çoğunun 32 dişi vardır.Bazı kişilerde 20 yaş dişleri hiç çıkmayabilir veya oluşmayabilir.Dişler düzgün konuşmaya ve yüzü şekillendirmeye yarasalar bile asıl görevleri besinleri çiğnemektir.Kesiciler ve köpek dişleri lokmayı kesip parçalara ayırır,küçük ve büyük azı dişleri ise ezip öğütür.

Diş minesi vücütdaki en sert madde olsa da besinlerin artıklarının ağızda uzun süre kalması sonucu, ağızda mevcut olan bakterilerin besin artığının içideki şekerleri fermente etmesiyle oluşan asit yüzünden aşınıp çürüyebilir.


Çürük

DişXAsitXZaman=Çürük
Bu çarpanlardan herhangi birini sıfırlarsanız çürük oluşmaz.

thumb|right|200px|İnsanın bir alt dişi
Ergin bir insanın ağzında 28 adet diş bulunur. Bu rakamı 32’ye tamamlayan 3.büyük azı yani yirmi yaş dişleridir. Bu 28 diş 4 ayrı diş grubundan meydana gelmektedir.

  1. Kesici dişler: Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.
  2. Köpek dişleri: Alt ve üst olmak üzere 4 adettir.
  3. Küçük azı dişleri: Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.
  4. Azı dişleri:Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.

5 yaşına kadar olan çocuklarda ise 20 adet süt dişi bulunur.4 aylıkken ilk olarak alt ön keser dişlerle başlayan sürme süreci 3 yaşında tamamlanır.5 yaşına kadar çocukların tüm süt dişleri ağızda mevcuttur. 5 yaşından itibaren süt dişlerinin yerini daimi dişlere bıraktığı karma dişlenme süreci başlar ve bu süreç ortalama 13 yaşında tüm daimi dişlerin ağızda yerini bulmasa ile son bulur.

Diş, klinik olarak taç (corona dentes), boyun (kole, collum dentes) ve kök (radix dentes)kısımlarından oluşur. Taç kısım ağızda görünen ve mineyle kaplı bölümdür. Kole yani diş boynu dişetiyle sarılı mine-sement birleşimidir. Kök ise periodontal ligament tarafından kemiğe bağlandığı için çene kemiğinin içide kalan kısımdır.

Mine, dentin,sement dişin sert tabakalarını oluştururken pulpa dişin yumuşak olan tek tabakasıdır. Mine dişin en dış tabakası olup şeffaflığını verir. Mine doğada elmastan sonraki en sert maddedir ve hidroksi apatitten oluşur. Sement ise diş minesi gibi kök yüzeyini örten ince tabakadır. Sement ve minenin altındaki tabaka dentin tabakasıdır. Dentin; pulpanın diş tabakalarında yoğun olarak bulunan ve diş pulpası (özünün) temel hücreleri kabul edilen (odontoblast)’ların uzantılarının yoğunlukta olduğu yarı sert bir tabakadır. Dişe sarı-koyu rengini verir. Diş yaşlandıkça, dentin miktarı artar bu da dişlerin yaşlandıkça daha sarı görünmesine sebep olur.

Dişin iç kısmındaki boşlukta ise pulpa (diş özü) adı verilen damar ve sinirden zengin özelleşmiş bir bağ dokusu vardır. Pulpa; dişin özüdür ve dişin basınçları, termal etkileri algılamasını, kanlanmasını sağlayan kısmıdır. Pulpa temelde bir bağ dokusudur, içinde yaşla ters orantılı olarak azalan Odontoblast, Fibroblast, kılcal damarlar, sinirler ve yaşla doğru orantılı olarak artan bağ dokusu barındırır. Dişlerin ağrıya hassas olmasının en önemli nedeni pulpadaki sinirlerin vucuttaki en hızlı sinirler olmasıdır. Kapalı çürükler olarak tabir edilen diş çürüklerinde pulpada ödem oluşur, pulpa çevresinde ödemin akacağı veya şişlik oluturacağı kadar alan olmadığı için sinirler basınçtan aşırı etkilenir ve en kötü ağrı olarak tabir edilen diş ağrısını oluşurur. Diş ağrısının geceleri daha fazla hissedilmesinin sebebi vücudun biyolojik saati nedeniyle geceleyin dokulara kan akışının fazla olması ve bu nedenle de pulpadaki hiperemi ve ödemin artmasıdır.

Pulpadaki odontoblastlar dentin yapmakla görevlidir. Diş yaşlandıkça dentin miktarının artmasının sebebi odontoblastların hayat boyu süren dentin üretimidir.

Diş, çene kemiklerinin “alveol” (pars alveolaris osis maxillae ve pars alveolaris ossis mandibulae)tabir edilen kısımlarına “periodontal ligament” denilen çok az hareketli (0.1mm) bir eklemle tutunur. Periodontal ligament, diş kökünü saran sementin alveol kemiğe tutunmasını sağlayan farklı yönde ve uzunlukta bir çok ligamentin ortak adıdır.

Periodontal ligament ve alveol kemik kaybı periodontitis olarak adlandırılır. Bu dişin mobilitesine (sallanmasına, dental mobilite) sebep olan genelde ağrısız bir hastalıktır. Dişeti (gingiva) çevresinde biriken gıda artıkları diş çevresindeki diş etinde önce gingivitis denen daha hafif bir enfeksiyona neden olur. Diş çevresi temizlenmedikçe olay ilerler ve dişetinin altında bulunan periodontal ligament ve hatta alveol kemiğe kadar ulaşır ve periodontitis meydana gelir. Periodontitis, genelde ağrısız olduğu için hasta tarafından önemsenmez ve bu nedenle çürüklerden daha tehlikeli bir diş kaybı nedenidir.

Periodontiumun temel olarak, ağızda bulunan mikroorganizmalara karşı bir bariyer oluşturur ve çiğneme (mastikasyon) esnasında dişe gelen basınçlara süspansiyon sağlayarak amortisör görevi görür.
Periodontium, alveolar kemik, dişeti, sement ve periodontal ligamentten oluşur.

Dişler normalde çene kemiğine çakılı (ankiloz) vaziyette değildir. Nadiren ankiloze dişler ile karşılaşılabilir. Çene kemiği ile diş arasında bulunan aralığın yani periodontal aralık adı verilen boşluğun calsifiye olması (kalsifiye veya kireçlenme)nedeniyle diş alveolüne ankiloze olur.

Günümüzde dahi dişlerin nasıl veya neden sürdükleri tam olarak açıklanamamaktadır. İnsan vücudunda sadece dişler yumuşak dokuyu yararak çıkan sert organlardır. Bunun haricinde tüm kalsifiye organlarımız yani kemiklerimiz yumuşak dokularla sarılıdır.


Diş oluşumu (dentogenesis)

Dişler Os maxillae (Üst çene kemiği) ve Os mandibulae (alt çene kemiği) nın pars alveolaris (alveolar kısmında), diş torbası (pericoronium) adı verilen torbacık bezeri yapılar içinde gelişirler. Ameloblastlar mine (enamel), odontoblastlar dentin, fibroblastlar ise ilgili bağ dokuyu oluştuturlar. Ameloblastlar, mine oluşumu tamamlandıktan sonra kaybolurlar ancak odontoblastlar ve fibroblastlar diş ömrü boyunca çalışmaya devam ederler.

Diş oluşum evreleri

  1. tomurcuk safhası
  2. takke tafhası
  3. çan safhası

Taç kısmı oluştuğunda ameloblastlar kaybolurken odontoblastlar dentin sentezine devam ederek kökü oluştururlar. Bu arada diş,kökü oluştukça sürme düzlemine doğru hareket eder. Bu hareketin fizyolojisi hala tam açıklanamamıştır. Kök oluşumu diş ağıza sürdükten sonra da yaklaşık 2 yıl devam eder ve sonunda diş kökünün ucu (apex dentis) damar ve sinir giriş çıkışına izin veren bir por bırakacak şekilde kapanır.


Yirmi yaş dişleri (Akıl dişi, üçüncü molar diş, dens serotinus)

Alt sağ, alt sol ve üst sağ, üst sol olmak üzere toplam 4 adet yirmi yaş dişi vardır. Yirmi yaş dişerinin ağızlarda yer bulamamasının temel nedeni insan neslinin daha yumuşak gıdalarla beslenmesi sonucu çenelerinin küçülmesidir.

Bazı ağızlarda konjenital (doğumsal/genetik) olarak yirmi yaş dişleri hiç bulunmaz.

Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ancak yer darlığı ve başka nedenlerle sürmez ve çene kamiklerinde gömülü kalırlar.

Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ve yarı yarıya sürerler. Sürme tam olmaz. Buna yarı gömülü yirmi yaş dişi denir.Yarı gömülülük iki tipte olabilir. Birincisinde dişin taç (kron) kısmının üzerinde operkulum (operculum,pericoronium) adı verilen mukoza parçası olabilir. İkinci tipteyse dişin taç kısmının bir bölümü kemik dokuyla örtülüdür. Her iki şekilde de yarı gömülü yirmi yaş dişlerinin etrafında gıda artıklarının birikeceği enfeksiyona (iltihap) elverişli bir alan meydana gelir.

Bazı ağızlarda yimi yaş dişleri diğer azı dişlerinden farksız olarak gayet normal biçimde sürerler.
Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri, sürerken önündeki dişleri iteleyerek yer darlığına sebep olurlar. Bunun sonucu olarak da genelde alt keser dişlerde eğrilik meydana gelir. Yine bu “iteleme” esnasında, birbiriyle normal temasını kaybeden bazı dişler de çürüyebilir.

Sonuç olarak, kişiler yirmi yaş dişleriyle ilgili sorun yaşamamak için bir dişhekimine başvurmalı ve ağzında yimi yaş dişi var-yok, yirmi yaş dişinin sürebileceği alan var-yok şeklinde ilgili muayenesini yaptırmalıdır.


Perikoronit (Operculitis)

Bazı yirmiyaş dişlerinin Diş torbası (perikoronium), diş oluştuktan sonra kaybolmaz ve dişin arka tarafında (distalinde) bir cep meydana getirecek biçimde kalır. Bu dokunun enfeksiyonuna perikoronit denir. Oldukça ağrılı bir enfeksiyondur. Genellikle boğaz enfeksiyonlarıyla karıştırılır. Tedavisi dişhekimlerince yapılır.

Uniting Nations


Uniting Nations

İngiltere ‘nin DJ topluluklarından biridir.Glasgow ve Manchester şehirlerinde çalışmalarını yapmaktadırlar.Daz Sampson ve Paul Keenan adlı iki DJ den oluşur.Out Of Touch ve You And Me adlı single’ları ile başarılı olmuşlardır.Bunlara Ai No Corrida’yı da eklemişler ve en son olarak One World isimli,içinde eski single’larını ve bu single’lara yaptıkları remixleri bulunduran bir albüm çıkarmışlardır.
Albümün şarkı listesi şu şekildedir:

  1. Out Of Touch
  2. You And Me
  3. She’s Special
  4. Music In Me
  5. Tonight (In The City)
  6. Ai No Corrida (featuring Laura More)
  7. Loving You
  8. Feels Like Heaven
  9. Make Love
  10. We’re Gonna Make It
  11. Destiny
  12. Blues And Twos
  13. Out Of Touch (I Love You So Much) – Extended Version
  14. Music In Me – Accapella
  15. Tonight (In The City) – Accapella
  16. Loving You - Accapella
  17. Feels Like Heaven – Accapella
  18. Make Love – Accapella
  19. Uniting Nations Drum Sample
  20. Uniting Nations Funky Guitar sample
  21. Out Of Touch (Video)
  22. Video – You And Me (Video)

Eylül 27

  1. redirect:27 Eylül

Karbonifer

Karbonifer Dönem, Paleozoik zamanın beşinci alt bölümü olarak Karbonifer kayaç sistemlerinin oluştuğu jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 354 milyon yıl önce başlayıp 292 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilir.

Sözcük olarak Karbonifer, “karbonlu”, “karbon içeren” anlamına gelir, günümüz dünyasındaki kömür yataklarının büyük bölümünün Karbonifer Dönem’de oluşmuş olması nedeniyle döneme bu ad uygun görülmüş ve kullanıla gelinmiştir.

Deniz seviyelerinin ard arda yükselip alçalması, bu kömür yataklarının oluşumuna yol açmıştır. Deniz seviyelerinin yükselmesiyle sığ denizler oluşmuş, bu denizlerde sığlıklara uyumlu türler çeşitlenmiş ve yaygınlaşmıştır. Ardından deniz seviyesinin düşmesiyle bu sığ denizler bataklıklar haline gelmiştir. Bu bölgelerde sığ deniz canlıları yok olurken bataklık ormanları ve bu ortama özgü bir flora yaygınlaşmıştır. Ardından yine deniz seviyesinin yükselmesiyle bataklık ormanları sular altında kalarak, oksijensiz bir ortamda ve zamanla üzerlerini örten tortulların basıncıyla bugünkü kömür yataklarını oluşturmuştur.

Zonguldak kömür havzalarında da Karbonifer Dönem’e tarihlenen bitki fosilleri bulunmuştur.


Yeryüzü ve İklim

Bir önceki dönem olan Devoniyen Dönemin iki kıtasından Gondvana’nın ekvator bölgesine doğru hareket ederek diğer kıta Lavrasya’ya çarpmasıyla tek dev kıta Pangea ortaya çıkmıştır. Bugünkü Sibirya’yı oluşturan kara kütlesi de Lavrasya’ya yaklaşarak aralarında yer alan Ural jeosenklinalini sıkıştırmış, yükselmesine neden olmuştur. Bu süreç sonunda bugünkü Ural dağları oluşmuştur.

Dönemin başında iklim oldukça nemli ve tropikti. Karbonifer döneme ait ağaç fosillerinde yaş halkalarının belirgin olmaması, mevsimsel farklılıkların olmadığını düşündürüyor. Dönemin ikinci yarısında Pangea tek bir kara parçası halinde birleştikçe, iklim kuraklaştı ve genişleyen kutup buzullarıyla birlikte bir soğuma eğilimi başladı. Gondvana’nın güneyinde milyonlarca yıl boyunca süren buzul çağı tüm yeryüzünü etkiledi ve buzul tabakalarındaki değişimler, deniz seviyesinde sürekli bir salınıma neden oldu.


Deniz Yaşamı

Bir önceki Devoniyen Dönemde yaşanan kitlesel yok oluş deniz yaşamını oldukça olumsuz etkilemişti. Özellikle mercanların ağırlıklı tür olduğu resifler ortadan kalkmıştı.

Kıta hareketlerinin yoğunluğu, kıtaların yükselmesiyle hızlanan erozyon sonucu deltaların genişlemesi, güney kutup bölgesindeki buzlanmadaki değişmeler deniz yaşamını bu dönemde de olumsuz etkilemiştir.

Yosun hayvancıkları ve dallı bacaklılar Devoniyen yok oluşundan sonra en çabuk kendine gelen gruplardı.


Kara Yaşamı

Bu dönemde yeni bir bitki grubu ortaya çıkmaz fakat önceki dönem bitkilerinin daha evrimleşmiş, çeşitli ve oldukça büyük biçimleri floraya hakim olur.

Kömür yataklarından elde edilen fosiller bataklık ormanlarının en yaygın türünün kibrit otları (likofitler) olduğunu gösteriyor. Kömür yataklarının %70′inin kibrit otlarınca oluşturulduğu tahmin ediliyor. Uzunluğu 40 metreyi bulan Lepidodendron’a ve 20-30 metre boylarındaki Sigillaria’ya her ne kadar “ot” denemezse de bunlar Karbonifer boyunca kibrit otlarının en yaygın biçimleriydi. Dev boyutlara ulaşan bu ağaçsı kibrit otları, yine de günümüz ağaçlarına göre daha az odunsu bir yapıdaydı. Kibrit otları gibi at kuyrukları da (Sifenofitler) gelişimlerinin zirvesine Karbonifer’de ulaştı. Calamites, sifenofitlerin en büyük cinsiydi. Spenophyllum gibi çalımsı ya da sarmaşık benzeri biçimlere sahip at kuyrukları da vardı. At kuyruklarının günümüze ulaşabilen tek cinsi ise otsu bir bitki olan at kuyruğudur.

Karbonifer’in yoğun ve gür bitki örtüsü, bir yandan atmosferdeki karbondioksitin büyük bir bölümünü çekerken bir yandan da büyük ölçüde oksijeni atmosfere salıyordu. Zaten böcek yaşamı için oldukça uygun bir ortam olan Karbonifer ormanlarına bir de yüksek oksijen seviyesi eklenince böceklerin yaygınlaşması ve çeşitlenmesi için çok uygun bir ortam yaratıyordu. Bu dönemde böcekler kadar diğer eklembacaklılar da oldukça yaygındı. Akrepler, örümcekler ve kırkayaklar böceklerle birlikte ekosistemin önemli parçaları haline geldi.

Karbonifer, omurgalıların karaya tam anlamıyla ayak basıp çeşitlendiği dönemdir. Bundan sonraki dönemlerde baskın olacak pek çok yeni omurgalı grubu ilk kez bu dönemde ortaya çıkar. Bu dönem canlılarının yaşamı, bitkiler olsun, hayvanlar olsun, suya sıkı sıkıya bağımlıydı. Permiyen’e doğru kıtaların iyice yükselmesi, suların kıyılardan çekilmesine ve artan kuraklıkla bataklıkların azalmasına neden oldu. Bu koşullar dönem canlılarını oldukça etkiledi. Bataklık ormanlarının en önemli grubu olan kibrit otları, kuraklıkla birlikte yerini eğrelti ve at kuyruklarına bırakırken, dönemin sonlarına doğru, büyük böcekler ve iki yaşamlılar azaldı. Kozalaklılar ve diğer gelişmiş açık tohumlularla kuraklığa zaten uyum sağlamış olan sürüngenler Permiyen’de çok daha baskın hale geldi. Dönemin sonunda, yaşam canlılar için zorlaşmışsa da Karbonifer bir kitlesel yok oluşla sonlanmaz.


Kaynakça

  • http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/jeolojik/Fanerozoik/Paleozoik/Karbonifer/index.htm


Ayrıca bakınız

  • Jeolojik Devirler

Hasır

Hasır, kurumuş bitki saplarından, saz gövdelerinden veya rafyadan örülmüş, genellikle taban döşemesi, bazen duvar ve tavan kaplaması olarak kullanılan bir cins ot kilim.

Hasır, kolaylıkla toplanarak dürülebilir. Kullanıldığı yere, yapıldığı malzemeye göre değişik türleri vardır. Kaba hasır kalın sazlardan örülür, altlık sergisi olarak oda tabanlarında, kır yemeklerinde, kır kahvelerinde, gezi yerlerinde kullanılır. Kefen ve tabut yerine Anadolu’nun bir çık yerinde kullanıldığı da olur. Sebze, meyve taşımak için kullanılan zembil, damacana ve büyük şişelerin çevresine örülen koruyucu kaplar da genellikle hasırdandır. Eskiden halıların altına, yere serilir, duvara asılır, camilerde yaygı olarak kullanılırdı. İnce hasırla, şapka, çanta, sofra örtüsü, eteklik gibi çeşitli eşyalar yapılır. Bugün daha çok bitki lifleri yerine sunî elyaf kullanılarak hasır örülmektedir. Koltuk, iskemle ve taburelerin oturacak yerlerini hasır örgüden yapmak 17. yüzyılda başlamış, temiz ve zarif görünüşü dolayısıyla gitgide değer kazanmıştır.

The Best Of MFÖ (albüm)



ALBÜMDE YER ALAN PARÇALAR


  1. Sufi
  2. Diday Diday Day
  3. Ele Güne Karşı
  4. Peki Peki Anladık
  5. Vak The Rock
  6. Deli Deli
  7. No Problem
  8. Bazen
  9. Bir Ordayım Bir Burda
  10. New York Sokaklarında
  11. Buselik Makamına
  12. Güllerin İçinden
  13. Bodrum
  14. Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da
  15. Yalnızlık Ömür Boyu
  16. Kelimeler Kâfi
  17. Gözyaşlarımızı Bitti mi Sandın?
  18. Sanatçının Öyküsü

Orce

Orce, İspanya’nın onyedi özerk bölgesinden, ülkenin en çok nüfusa sahip olan ve güney sınırında bulunan, Endülüs otonom bölgesine bağlı sekiz eyaletinden Akdeniz’e kıyısı bulanan Granada’ya bağlı 168 belediyeden biridir. Orce belediyesinin nüfusu 2005 yılı nüfus sayımlarına göre 1360 kişidir.

Ben (Michael Jackson albüm)

Michael Jackson’un 4 Ağustos 1972 çıkışlı 2.solo albümüdür.Albümle aynı adı taşıyan “Ben” aynı zamanda bu albümde en çok beğeni kazanan şarkılardan olmuştur.Bu şarkının diğer bir özelliği de şarkının Michael Jackson’un hayvan dostu olan bir fareye hitaben yazılmış olmasıdır.”Ben” aynı zamanda bahsi geçen farenin adıdır.


Şarkı Listesi

  • A1 “Ben” - 2:46
  • A2 “Greatest Show on Earth” - 2:50
  • A3 “People Make the World Go ‘Round” - 3:16
  • A4 “We’ve Got a Good Thing Going” - 3:05
  • A5 “Everybody’s Somebody’s Fool” - 3:01
  • B1 “My Girl” - 3:10
  • B2 “What Goes Around Comes Around” - 3:34
  • B3 “In Our Small Way” - 3:40
  • B4 “Shoo-Be-Doo-Be-Doo-Da-Day” - 3:22
  • B5 “You Can Cry on My Shoulder” - 2:39

Müntahabat-ı Eş’ar (kitap)

İbrahim Şinasi şiirlerini bu eserde toplamıştır. Bu eserde çeşitli türlerde yazdığı şiirler yer almaktadır. Şiirleri şekil ve muhteva bakımından tamamen değişmiştir. Şiirde yenilik yapmaya Fransa’dan dönüşü ile başlamıştır. Mustafa Reşit Paşa’ya yazdığı ilk kaside eski kaside şeklinin tüm özelliğini taşıdığı halde sonraki kasidelerde; gerek şekil gerek muhteva bakımından çok fark vardır. Hayal ve acemane mübağalaları bırakmış, övüşlerinde klişe özelliklere değil, kişinin şahsiyetini ön plana çıkaran özellikler yer vermiştir. Dili yalınlaştırmak, şekli basite indirgemek için çaba sarfetmiştir. Ama denemenin yeniliğinden ve şair kişiliğinin yeterli olmayışından çalışmalardan fazla verim alınamamıştır.

Sevtap Parman

Sevtap Parman, (1962 - ) Türk sinema oyuncusu

Playmen dergisinin Aralık 1986 sayısına verdiği çıplak pozlar ile ünlü oldu. “Bayan Popo” olarak da bilinir. Birçok filmde oynamıştır.


Oynadığı filmler

  • Kaybolan Yıllar Şükran 2006
  • Lise Defteri Alp`in annesi 2003
  • Oğlum İçin Sevtap 2003
  • Sensiz Yaşanmaz 2002
  • Anne Babamla Evlensene 2002
  • Kimse Beni Sevmiyor 2001
  • İbret 2000
  • Hain Geceler Aysel 1998
  • Marziye Başkan 1998
  • Canısı 1997
  • İnsan Kurdu 1997
  • Bir Nefes Sevgi 1996
  • Tersine Akan Nehir 1996
  • Mum Kokulu Kadınlar Avukat Gül 1996
  • Bir Sevgi Anonsu 1995
  • Çiçek Taksi 1995
  • Ölümüne Sevda 1994
  • Issızlığın Ortası 1991
  • Hoşçakal 1989
  • Fosforlu Fosforlu 1989
  • Atlı Karınca 1989
  • Belki Yarın 1988
  • Kırmızı Gece 1988
  • Meçhul Tohum 1988
  • Sis 1988
  • Kocamın Karısı 1987
  • Yaprak Dökümü 1987
  • Yirmidört Saat 1987
  • Aşkın İlk Yarısı Leyla 1987
  • Işıkta Kaybolanlar 1987
  • Yarın Artık Bugündür 1987
  • Bir Çember Kırılırken Feride 1987
  • Çağdaş Bir Köle Melek 1986
  • Sarhoş 1986
  • Kıskaç 1986
  • Sıcak Tatlı Yaz 1986
  • Paramparça Çiğdem 1985
  • Seyyid Hacer 1985

Jeannette Adası

thumb|300px|Jeannette Adası

Jeannette Adası, Yeni Sibirya Takımadaları’na bağlı, De Long Adaları grubununa bağlı küçük bir adadır. 1881 yılında George W. DeLong tarafından bulunmuştur. 3,3 km² lik yüzölçümü ile ada Yeni Sibirya Takımadaları’nın en küçük üyelerinden biridir. Geçmişte Amerika Birleşik Devletleri kontrolünde olan ada günümüzde Rusya Federasyonu’na aittir. En yüksek noktası 351 metre olan adanın büyük bölümü buzullar ile kaplıdır.

Adaletnâme

Adaletnâme, Osmanlı padişahlarının tahta çıktıklarında yayımladıkları bir tür genelgedir. Kanunlara uyulması ve hiç kimsenin herhangi bir haksızlığa uğratılmaması konuları hakkında kaleme alınırdı.

Hikmet Temel Akarsu

Hikmet Temel Akarsu (d. 1960, Gümüşhane), Türk roman, öykü ve hiciv yazarıdır.

Dokuz yaşında ailesi ile birlikte İstanbul’a yerleşti. İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Mimarlık yapmayıp, yaşam düşü olan yazarlığa kendini adadı. Deneme, makale, eleştiri, oyun ve senaryo yazarlığı da dahil olmak üzere edebiyatın hemen tüm alanlarında ürün verdi. Sadece seri romanları değil, hiciv ve eleştiri yazıları da toplumda yankı buldu.

“Kayıp Kuşak,” “İstanbul Dörtlüsü” ve “Ölümsüz Antikite” gibi roman serileri saygın yayınevlerince kitaplaştırıldı. Yazıları Varlık, Gösteri, Radikal Kitap, Cumhuriyet Kitap, Yasak Meyve gibi saygın dergilerce yayınlandı. Bir dönem köşe yazarlığı yaptı. “Çalınan Tez” adlı radyo oyunuyla TRT’den ödül kazandı. Öyküleri “Babalar ve Kızları” adıyla 2005 yılında İnkılap Yayınları tarafından yayınlandı. İlk gençlik kitabı Can Yayınları’nca 2006 yılında “Güzelçamlı’nın Kayıp Panteri” adıyla yayınlandı. “Taşhan” adlı radyo oynunu 14 Temmuz- 22 Temmuz 2006 tarihlerinde sekiz bölüm halinde TRT Radyo 1’de tefrika edildi. Pen Club, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Mimarlar Odası üyesidir.


Romanları

Aleladelik Çağı (Roman) - Kayıp Kuşak 1 (İnkılap Yayınları) (1989)
Çaresiz Zamanlar (Roman) - Kayıp Kuşak 2 (İnkılap Yayınları)(1992)
Yeniklerin Aşkı (Roman) - Kayıp Kuşak 3 (İnkılap yayınları)(1991)
Sevgili Superi (Roman) - Kayıp Kuşak 4 (İnkılap Yayınları) (1988)
Kaybedenlerin Öyküsü - İstanbul Dörtlüsü 1 (İnkılap Yayınları) (1998)
İngiliz - İstanbul Dörtlüsü 2 (İnkılap Yayınları)(1999)
Küçük Şeytan - İstanbul Dörtlüsü 3 (İnkılap Yayınları)(1999)
Media - İstanbul Dörtlüsü 4 (İnkılap Yayınları)(2000)
Aseksüel Koloni ya da Antiope - Ölümsüz Antikite 1 (Telos)(2002)
Siber Tragedya ya da İphigeneia - Ölümsüz Antikite 2 (Telos)(2003)
Casus Belli ya da Helena - Ölümsüz Antikite 3 (Telos)(2003)


Öykü kitapları

  • Babalar ve Kızları, İnkılap Yayınları (2005)
  • Güzelçamlı’nın Kayıp Panteri, Gençlik (Can Yayınları) (2005)


Kaynakça

  • http://www.canyayinlari.com

Wildest Dreams

Wildest Dreams Iron Maiden grubunun 2003 yılında yayımlanan Dance of Death adlı albümünden çıkmış bir single’dır. Grup şarkıyı albüm yayımlanmadan evvel konserlerinde çalmaya başlamıştır. Single’da albümün stüdyo çalışmalarından alınma doğaçlama bir kayıt ve Blood Brothers adlı parçanın orkestra ile yapılmış yeni bir kaydı bulunur.


Şarkı listesi


CD

  1. “Wildest Dreams” (Adrian Smith, Steve Harris) – 3:49
  2. “Pass the Jam” – 8:20
  3. “Blood Brothers (orkestra ile)” (Harris) – 7:10


DVD

  1. “Wildest Dreams” (video) (Adrian Smith, Steve Harris) – 3:49
  2. “The Nomad (rock mix)” (Murray, Harris)
  3. “Blood Brothers (rock mix)” (Harris)
  4. “Dance Of Death – Behind The Scenes” (video)


Kadro

  • Bruce Dickinson – vokal
  • Dave Murray – gitar
  • Janick Gers – gitar
  • Adrian Smith – gitar ve geri vokal
  • Steve Harris – bas ve geri vokal
  • Nicko McBrain – davul


Kaynak

Yıldız anason

Yıldız anason (Illicium verum) veya Çin anasonu, yıldız biçiminde meyvesi olan, tadı anasona benzeyen ve ana vatanı Güney Batı Çin olan bir bitkidir.

Olgunlaşmadan hemen önce toplanan meyvelerinin Çin, Hint ve Endonezya mutfaklarında geniş kullanımı vardır.

Yıldız anason, anason bitkisi ile yakın akraba olmamasına karşın anasona tadını veren anetol içerir. Anason’dan daha ucuz olması sebebi ile anasonun yerine kullanımı yaygınlaşmıştır. Örneğin Galliano ve Sambuca içkilerinin yapımında anasonun yerine kullanılır.

Espejo

Espejo, İspanya’nın güneyinde, onyedi özerk bölgesinden en kalabalık ikinci nüfusu sahip olan Endülüs’ün, Kurtuba eyaletine bağlı bulunan belediyesi. 2002 yılı sayımlarına göre nüfusu 3.884 kişidir.

Işın Karaca

Işın Karaca (asıl ismi Işın Büyükkaraca) (7 Mart 1973 - ), Kıbrıslı-Türk pop müziği sanatçısı.

Londra’da doğan Işın Karaca, öğrencilik yıllarında başladığı müzik hayatını Londra IV King Edward Okulu’nda Tiyatro okurken de sürdürdü.

Çeşitli müzisyenlerle (Özellikle Sezen Aksu’nun vokalisti olarak) çalışan sanatçı, üç albüm çıkardı.


Biyografi


Hayatı

1973 yılında Londra’da doğdu. İngilterede Müzikal Tiyatro okudu. Erda adında 14 yaşında bir oğlu vardır.
11 yıldır Erdem Yörük ile birliktedir.


Müzikal Kariyeri

Müzikal kariyerine Sezen Aksu’nun vokalisti olarak başladı. 1997′de Disney’in animasyon çizgi filmi Herkül’ün Türkçe film müziklerinden “Kutsal Gerçek I-II-III”, “Sıfırdan Oldu”, “Söyleyemem”, “Bir Yıldız Doğuyor” adlı şarkıları Melis Sökmen, Tuba Önal, Sibel Gürsoy, Yonca Karadağ gibi isimlerle beraber yorumladı. Müziklerin Alan Menken’e, orjinal sözlerin David Zippel’e ait filmin müziklerinin Türkçe Söz Yazarı ise Işın Karacadır. 1999′da kurulan “Panic Attack”<ref>http://patlican.ekolay.net/haber.asp?PID=2509&HaberID=458335</ref> adlı grubun solistliğini üstlendi. Grup hiçbir albüm çıkaramadan dağıldı. İki kere Eurovision Türkiye elemelerine katıldı. 2000 yılında ‘Bir Kırık Sevda’ ve 2001 yılında ‘Kaderimsin’ adlı şarkılarla Türkiye elemelerini kazanamadı. Sezen Aksu’nun “Oh oh” ve “Allahın Varsa” adlı kliplerinde oynadı. 2001′e kadar Sezen Aksu’ya vokalistliğini sürdürdü.

Üç albüm dışında birçok projeye de katkıda bulunmuştur. Tema Vakfının Bir Milyar Meşe projesi için bestelenen “Meşe Şarkısı”nı diğer sanatçılarla beraber yorumladı. Birçok reklam jingle’ı seslendiren sanatçı; Coca Cola, Saray Halı, Piyale, Aria, Powertürk gibi markaların reklamlarını seslendirdi.

thumb|left


Anadilim Aşk (2001)

İlk albümü Anadilim Aşk’ı 2001 yılında piyasaya sürdü. İkisi hariç bütün şarkıların sözlerinin ve tüm müziklerin Sezen Aksu’ya ait olduğu albümle büyük başarı sağladı ve tüm Türkiye tarafından tanınır oldu. Albümün çıkış parçası “Tutunamadım” ve ardından “Başka Bahar” birer hit oldu.

İlk albüm yayınlandıktan sonra birçok projeye de imza attı. Selmi Andak’ın “Uluslarası Ödüllü Selmi Andak Şarkıları” albümünde “Ve Ben Yalnız”‘ı yorumladı. Hakkı Yalçın’ın söz verdiği şarkılardan oluşan “O Şarkılar… Hakkı Yalçın Şarkıları” albümünde “Sen Gittinmi Ben Ölürüm”ü yorumladı. Şarkıya İstanbul Metrosunda klip çekildi. Alpayla “Sessiz Kalma” düeti yaptı. Şarkıya çekilen klipte Işın Karaca’da rol aldı. Remix versiyonun klibinde ise önceki klibin görüntüleri kullanıldı. Marşlardan oluşan “Yeni Türkiye Coşku Dolu” adlı albümde “Yeni Türkiye” adlı şarkıyı seslendirdi. 2004 yılında Ezel Akay’ın filmi Neredesin Firuze’nin film müziklerinden “Aynı Cemin Bülbülüyüm” adlı şarkıyı seslendirdi. Ayrıca bu filmde konuk şarkıcı olarak da yer aldı. Yine 2004 yılında Erdem Yörük, Eda Özülkü ve Metin Özülkü’yle beraber Masalcılar adlı grubu kurdu. Grup çocuklara masal anlatan ilk albümleri olan “Masalcılar I”i piyasaya sürdü. Grup her ne kadar bu projeyi seri haline getireceklerini söylediyse de hatta bunu albüm kapağına bile yazdıysa da , ikincisini hiçbir zaman çıkarmadılar.

thumb|right


İçinde Aşk Var (2004)

İlk defa kendi bestesine de yer verdiği ikinci albümü İçinde Aşk Var’ı 2004′te çıkardı. Aysel Gürel, Suat Suna, Ümit Sayın gibi çeşitli isimlerle çalıştığı albümde sadece 2 tane Sezen Aksu şarkısı vardır. Çıkış şarkısı Yetinmeyi Bilir misin? bir hit olmuştur. İkinci klip şarkısı “Bekleyelim de Görelim” de büyük bir başarı yakalamıştır. Son video ise bir Sezen Aksu cover’ı olan Onno Tunç şarkısı “Hoşgörü” olmuştur.

2005 yılında Polis Teşkilatının 160. Kuruluş Günü için yapılan “Görev Başındayız”da Özcan Deniz ile düet yaptı. Şarkıya çekilen ve Hülya Avşar, Cem Yılmaz, Ebru Gündeş, Beyazıt Öztürk gibi ünlü isimlerin de yer aldığı klipte Işın Karaca’da yer aldı. 2006 yılında Mehmet Tokat’ın şiir albümü “İnadına Seveceğim”de “Yalnızlığın Adresi” adlı şarkıyı yorumladı. Aynı yıl Ali Kocatepe’nin 41′inci sanat yılını kutladığı “41 Kere Maşallah” adlı albümde yıllar önce Nükhet Duru’nun seslendirdiği “Ben Sana Vurgunum”u tekrar yorumlamıştır. Rap şarkıcısı Ogeday albümü “Mecburi İstikamet”te “Eski Bir Resim” adlı şarkıya düet yaptı. Çocukları okula göndermeyi amaçlayan “Yaşasın Okulumuz” adlı proje için yapılan sözü ve müziği Ahmet Özden’e ait şarkıyı Burcu Güneş, Yavuz Bingöl, Fatih Erkoç ve Özcan Deniz’le beraber seslendirmiştir.

thumb|left


Başka 33/3 (2006)

2 yıllık bir aradan sonra 2006 Haziranında üçüncü albümü Başka 33/3′ü piyasaya sürdü. Bu albümde çoğunlukla Alper Narman ve Fettah Can ile çalıştı. Bir tane de kendi bestesinin yer aldığı albümün çıkış parçası “Mandalinalar” bir hit olmuştur. İkinci klip şarkısı ise “Kalp Tanrıya Emanet” oldu. Bu albümün önceki albümlerinden en önemli farkı ise artık Sezen Aksu ile çalışmıyor olması. Sezen Aksu vokalisti olarak tanınan Karaca, bu albümde Aksu ile çalışmaması ile ilgili olarak Sezen Aksu okulundan bir dönem uzaklaştırıldığını söylüyor.<ref>http://www.sozmuzik.com/index.php?name=News&file=article&sid=277</ref>

Işın Karaca Undercover

Aralık 2006 ve Şubat-Mart 2007 yılında; Jazz, funk, soul ve yabancı pop parçalarından oluşan çok özel bir repertuarla Taksim Balans Performance Hall’da 3 müthiş konser verdi.


4. stüdyo albümü, “Nostalji 1″ ve ingilizce albüm

Resmi web sitesinde yazdığı yazısında dördüncü stüdyo çalışmalarına başladığını söyleyen Karaca yeni albümü yılbaşına yetiştirmeyi planladığını söylüyor. Sibel Alaş ile çalıştığını belirten Karaca, tüm aranjeleri müstakbel eşi Erdem Yörük tarafından yapılacağını söylüyor. Bu albümde kendini besteci olarak tanımlıyor Karaca. Ayrıca tanınmamış beste ve söz yazarlarına da yer verceğini sözlerine ekliyor.<ref>http://www.isinkaraca.com/articles.php?id=71</ref> <ref>http://www.isinkaraca.com/articles.php?id=73</ref>

“Işın Karaca ve Nostalji 1″ 1970, 1980 ve 1990′lara ait eski şarkıları akustik olarak yorumlayacağı albümün adı. Karaca bu albümleri bir seri halinde yayımlamayı düşünüyor. Resmi web sitesindeki yazısında Ajda, Nilüfer, Barış Manço, İlhan İrem, Seyyal Taner, Timur Selçuk, Bülent Ortaçgil, Zuhal Olcay yada MFÖ gibi sanatçıların şarkılarını yorumlayacağını söylüyor<ref>http://www.isinkaraca.com/articles.php?id=66</ref>. Dördüncü stüdyo albümü 2008 başında<ref>http://www.isinkaraca.com/articles.php?id=71</ref> yayınlamayı planladığı için bu projenin 2008 sonlarına ya da 2009 başlarında yayınlanma olasılığı yüksek görünüyor.

Karaca katıldığı bir gündüz programında ingilizce albüm planlarından bahsetti<ref>Emelce. TV8</ref>. Anadilim Aşk albümündeki şarkıların ingilizce versiyonlarından oluşan albüm için doğru zamanı beklediğini belirten Karaca, projenin şimdilik rafa kaldırıldığını söyledi.


Oyunculuk Kariyeri

Sen Ne Dilersen (2005)

Birde sinema filmine oynadı. Başrollerini Işık Yenersu, Zeynep Eronat, Yıldız Kenter, Fikret Kuşkan gibi isimlerin paylaştığı Cem Başeskioğlu’nun yönettiği “Sen Ne Dilersen” adlı filmde Marika rolüyle başarılı bir performans sergiledi.


Televizyon

Işın Show

2005 yılında Atv Ekranlarında yayınlanan kendi adını taşıyan show programını sundu.

Kadın Her Yaşta Güzeldir

2007 yılında Elmax kanalında yayınlanan annenler arası güzellik yarışmasının sunuculuğunu Vatan Şaşmaz’la Beraber sunmaktadır.

Şarkı Söylemek Lazım

Show TV’de yayınlanan yarışmada Vatan Şaşmaz’ın koçluğunu üstlenmiştir.

30 Mayıs 2007den itibaren TÜRKMAX’da yayınlanacak olan HAYDI SÖYLE isimli, çok keyifli bir müzik yarışması sunuyor.


Diskografi


Albümler

  1. 50px Anadilim Aşk (2001) (Power Records)
  2. 50px İçinde Aşk Var (16 Aralık 2004) (Seyhan Müzik)
  3. 50px Başka 33/3 (19 Haziran 2006) (Seyhan Müzik)


Derleme Albümler

Yıl Kapak Albüm Yayımcı Şarkı
1997 Herkül Film Müziği Walt Disney Records Kutsal Gerçek I-II-III, Sıfırdan Oldu, Söyleyemem, Bir Yıldız Doğuyor
2001 50px 2001 Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Finali TRT Kaderimsin<ref>http://www.trt.net.tr/wwwtrt/marketdevam.aspx?urunid=96</ref>
5 Nisan 2002 Yeni Türkiye Çoşku Dolu DMC Yeni Türkiye, Yeni Türkiye (v.3)
2003 Uluslararası Ödüllü Selmi Andak Şarkıları Sakman Prodüksiyon Ve Ben Yalnız
17 Şubat 2004 Nerdesin Firuze Film Müziği Kalan Müzik Aynı Cemin Bülbülüyüm
10 Haziran 2004 50px O Şarkılar Düet Müzik Sen Gittin mi Ben Ölürüm
2004 Masalcılar -1 Düet Müzik
07 Haziran 2004 50px Sessiz Kalma ATİ Sessiz Kalma, Sessiz Kalma Remix
14 Şubat 2006 50px İnadına seveceğim Seyhan Müzik Yalnızlığın Adresi
2006 Yaşasın Okulumuz Daha Dün Gibi
25 Mayıs 2006 50px 41 Kere Maşallah Seyhan Müzik Ben Sana Vurgunum
07 Temmuz 2006 50px Mecburi İstikamet Ulus Eski Bir Resim


Klipleri

  • Tutunamadım
  • Başka Bahar
  • Aramıza Yollar
  • Sen Gittin mi Ben Ölürüm
  • Sessiz Kalma
  • Sessiz Kalma Remix
  • Görev Başındayız
  • Yetinmeyi Bilir misin
  • Bekleyelim de Görelim
  • Hoşgörü
  • Mandalinalar
  • Kalp Tanrıya Emanet


Ödüller ve Adaylıklar

Yıl Yarışma Kategori sonuç
1999 Altın Güvercin Şarkı Yarışması En İyi Yorumcu Kazandı
2000 Altın Güvercin Şarkı Yarışması En İyi Yorumcu Kazandı
2002 Kral TV Video ve Müzik Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Kadın Aday Gösterildi


Referanslar

<references/>


Dış bağlantılar

  • http://www.isinkaraca.com
  • http://www.imdb.com/title/tt0486720/

[[Kategori:1973 doğumlular|]]

Edebi destan

Belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır.

Örnekler:

  • Vergilius’un Aeneis’i: MÖ 29-19’uncu yüzyılları kapsar. Troyalı Aeneias’in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir.
  • Milton’un Kayıp Cennet’i (Paradise Lost): İnsanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatır.
  • Dante’nin İlahi Komedya’sı (La Divina Commedia): MS 1310-1321 yılları arasında yazılmıştır.
  • Ariosto’nun Çılgın Orlando’su (Orlando Furioso): 1532′de yazılmıştır.
  • Camoes’in Os Lusidas’ı: 1572′de yazılmıştır.

Erdal Erzincan

thumb|right
Erdal Erzincan 1971 yılında Erzurum’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren yaşadığı bölgenin folklorunu gözlemlemeye başladı ve bağlamayla o yaşlarda tanıştı. 1981 yılında İstanbul’a yerleşti ve 1985 yılında Arif Sağ Müzik Kursu’nda dersler almaya başladı.

1989 yılında İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü’ne girdi ve aynı süreçte; Tezenesiz Bağlama Çalma Tekniği (Şelpe) ile ilgili araştırmalar yaptı. Üniversitedeki tezini ise;
Parmak Vurma Tekniğinin Bağlamadaki Uygulanışı ve Notasyonu konu başlığıyla sundu.

1994 yılında hazırladığı “Töre” isimli ilk solo albümünden sonra;”Garip”, “Gurbet Yollarında”, “Anadolu”(Enstrümantal),”Al Mendil” isimli solo albümlerini, ve bunların yanında Tolga Sağ ve İsmail Özden ile birlikte “Türküler Sevdamız”; Tolga Sağ ve Yılmaz Çelik ile birlikte de “Türküler Sevdamız 2″; Tolga Sağ, Yılmaz Çelik ve Muharrem Temiz ile birlikte “Türküler Sevdamız 3″isimli albümleri hazırladı. 2006 nin yedinci ayinda “Kervan” isimli solo Albümü cikti.

1996 yılında Köln’de Cumhurbaşkanı Roman Herzog’un desteğiyle Arif Sağ ve Erol Parlak ile birlikte; Betin Güneş yönetimindeki Köln Filarmoni Orkestrasıyla bir konser verdi. Bu konserin repertuarı da; “Concerto for Baglama” adı altında albüm olarak piyasaya çıktı.

2004 yılı sonbaharında İran’lı Kemança sanatçısı Kayhan Kalhor’la birlikte konserler verdi ve enstrümantal bir albüm hazırladı.

Sanatçı son olarak; öğrencilerinden oluşan yirmibeş kişilik “Bağlama Orkestrası”nı kurdu. On yılı aşkın bir süredir, kendi adını taşıyan Müzik Kurs’unda eğitim vermekte olup, halen bilgi ve birikimlerini öğrencileriyle paylaşmaya devam etmektedir.

Kendisi gibi sanatçı olan Mercan Erzincan ile evli olup bir çocuk babasıdır.


Bağlantılar

  • Erdal Erzincan Resmi Web Sitesi
  • Erdal Erzincan Videoları

PhpMyVisites

phpMyVisites PHP/MySQL ile geliştirilmiş GNU GPL lisansı ile dağıtılan, açık kaynaklı bir ağ trafiği analizi uygulamasıdır.


Ayrıca bakınız

  • İçerik Yönetim Sistemleri
  • Joomla!
  • WordPress
  • TYPO3


Dış bağlantılar

  • phpMyVisites resmi sitesi (İngilizce)
  • phpMyVisites resmi sitesi (Fransızca)

Diş

thumb|200px|Sanal olarak yaratılmış dişler

Diş, sindirim sisteminin başlangıcı olan ağızda bulunan, ana işlevi besinlerin mekanik sindirimini sağlamak olan organlardır. Mekanik sindirimin yanısıra fonasyon ve estetik işlevleri de mevcuttur.

Hayvanlarda bu görevlerine ek olarak, saldırı, bir nesneyi taşıma ve savunmaya yardımcı olma gibi çok hayati görevleri daha vardır. Kuş cinslerinin pek çoğunda bu organ bulunmaz. Kuşlarda diş yerine, amacı mekanik sindirim olan “taşlık” mevcuttur.

20 birincil diş (sütdişi veya dentes deciduii) genellikle bebek altı aylıkken çıkmaya başlar. Çocuk yaklaşık altı yaşına geldiğinde bunlar yerlerini kalıcı dişlere bırakmaya başlar. İlk çıkan daimi diş (dens permenante), altı yaş dişi olarak tabir edilen birinci molar dişlerdir. Daimi birinci azı dişlerinin üzerinde süt dişi olmadığı için, bu diş çıktığında 20 süt dişi de yerindedir. Bu diş ağızda çiğneme fonksiyonunun anatomik olarak merkezidir ancak çoğu zaman süt dişi sanıldığı için kolayca çektirilir.

Yedi yaş civarında daimi kesici dişler süt dişlerinin altından sürerler. Daimi dişlenme genellikle en son kanin (dens caninus/köpek dişi) çıkmasıyla 13 yaş civarında sona erer. (16-20 yaş civarında çıkan 20 yaş dişleri yeni nesilde tam bir devamlılık arzetmediğinden onlardan ayrıca söz edilecektir.)
Diş sürme zamanları her ne kadar matematiksel bir cetvel gibi verilse de kişinin kemik yaşıyla ilgili genetik bir olaydır ve zamanlama kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. En isabetli tahmini yapıp gelişim bozuklarını tespit etmek için bir dişhekimi veya ortodontist tarafından kemik yaşı tesbiti yapılmalıdır.

20 yaşına gelmiş yetişkinlerin çoğunun 32 dişi vardır.Bazı kişilerde 20 yaş dişleri hiç çıkmayabilir veya oluşmayabilir.Dişler düzgün konuşmaya ve yüzü şekillendirmeye yarasalar bile asıl görevleri besinleri çiğnemektir.Kesiciler ve köpek dişleri lokmayı kesip parçalara ayırır,küçük ve büyük azı dişleri ise ezip öğütür.

Diş minesi vücütdaki en sert madde olsa da besinlerin artıklarının ağızda uzun süre kalması sonucu, ağızda mevcut olan bakterilerin besin artığının içideki şekerleri fermente etmesiyle oluşan asit yüzünden aşınıp çürüyebilir.


Çürük

DişXAsitXZaman=Çürük
Bu çarpanlardan herhangi birini sıfırlarsanız çürük oluşmaz.

thumb|right|200px|İnsanın bir alt dişi
Ergin bir insanın ağzında 28 adet diş bulunur. Bu rakamı 32’ye tamamlayan 3.büyük azı yani yirmi yaş dişleridir. Bu 28 diş 4 ayrı diş grubundan meydana gelmektedir.

  1. Kesici dişler: Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.
  2. Köpek dişleri: Alt ve üst olmak üzere 4 adettir.
  3. Küçük azı dişleri: Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.
  4. Azı dişleri:Alt ve üst olmak üzere 8 adettir.

5 yaşına kadar olan çocuklarda ise 20 adet süt dişi bulunur.4 aylıkken ilk olarak alt ön keser dişlerle başlayan sürme süreci 3 yaşında tamamlanır.5 yaşına kadar çocukların tüm süt dişleri ağızda mevcuttur. 5 yaşından itibaren süt dişlerinin yerini daimi dişlere bıraktığı karma dişlenme süreci başlar ve bu süreç ortalama 13 yaşında tüm daimi dişlerin ağızda yerini bulmasa ile son bulur.

Diş, klinik olarak taç (corona dentes), boyun (kole, collum dentes) ve kök (radix dentes)kısımlarından oluşur. Taç kısım ağızda görünen ve mineyle kaplı bölümdür. Kole yani diş boynu dişetiyle sarılı mine-sement birleşimidir. Kök ise periodontal ligament tarafından kemiğe bağlandığı için çene kemiğinin içide kalan kısımdır.

Mine, dentin,sement dişin sert tabakalarını oluştururken pulpa dişin yumuşak olan tek tabakasıdır. Mine dişin en dış tabakası olup şeffaflığını verir. Mine doğada elmastan sonraki en sert maddedir ve hidroksi apatitten oluşur. Sement ise diş minesi gibi kök yüzeyini örten ince tabakadır. Sement ve minenin altındaki tabaka dentin tabakasıdır. Dentin; pulpanın diş tabakalarında yoğun olarak bulunan ve diş pulpası (özünün) temel hücreleri kabul edilen (odontoblast)’ların uzantılarının yoğunlukta olduğu yarı sert bir tabakadır. Dişe sarı-koyu rengini verir. Diş yaşlandıkça, dentin miktarı artar bu da dişlerin yaşlandıkça daha sarı görünmesine sebep olur.

Dişin iç kısmındaki boşlukta ise pulpa (diş özü) adı verilen damar ve sinirden zengin özelleşmiş bir bağ dokusu vardır. Pulpa; dişin özüdür ve dişin basınçları, termal etkileri algılamasını, kanlanmasını sağlayan kısmıdır. Pulpa temelde bir bağ dokusudur, içinde yaşla ters orantılı olarak azalan Odontoblast, Fibroblast, kılcal damarlar, sinirler ve yaşla doğru orantılı olarak artan bağ dokusu barındırır. Dişlerin ağrıya hassas olmasının en önemli nedeni pulpadaki sinirlerin vucuttaki en hızlı sinirler olmasıdır. Kapalı çürükler olarak tabir edilen diş çürüklerinde pulpada ödem oluşur, pulpa çevresinde ödemin akacağı veya şişlik oluturacağı kadar alan olmadığı için sinirler basınçtan aşırı etkilenir ve en kötü ağrı olarak tabir edilen diş ağrısını oluşurur. Diş ağrısının geceleri daha fazla hissedilmesinin sebebi vücudun biyolojik saati nedeniyle geceleyin dokulara kan akışının fazla olması ve bu nedenle de pulpadaki hiperemi ve ödemin artmasıdır.

Pulpadaki odontoblastlar dentin yapmakla görevlidir. Diş yaşlandıkça dentin miktarının artmasının sebebi odontoblastların hayat boyu süren dentin üretimidir.

Diş, çene kemiklerinin “alveol” (pars alveolaris osis maxillae ve pars alveolaris ossis mandibulae)tabir edilen kısımlarına “periodontal ligament” denilen çok az hareketli (0.1mm) bir eklemle tutunur. Periodontal ligament, diş kökünü saran sementin alveol kemiğe tutunmasını sağlayan farklı yönde ve uzunlukta bir çok ligamentin ortak adıdır.

Periodontal ligament ve alveol kemik kaybı periodontitis olarak adlandırılır. Bu dişin mobilitesine (sallanmasına, dental mobilite) sebep olan genelde ağrısız bir hastalıktır. Dişeti (gingiva) çevresinde biriken gıda artıkları diş çevresindeki diş etinde önce gingivitis denen daha hafif bir enfeksiyona neden olur. Diş çevresi temizlenmedikçe olay ilerler ve dişetinin altında bulunan periodontal ligament ve hatta alveol kemiğe kadar ulaşır ve periodontitis meydana gelir. Periodontitis, genelde ağrısız olduğu için hasta tarafından önemsenmez ve bu nedenle çürüklerden daha tehlikeli bir diş kaybı nedenidir.

Periodontiumun temel olarak, ağızda bulunan mikroorganizmalara karşı bir bariyer oluşturur ve çiğneme (mastikasyon) esnasında dişe gelen basınçlara süspansiyon sağlayarak amortisör görevi görür.
Periodontium, alveolar kemik, dişeti, sement ve periodontal ligamentten oluşur.

Dişler normalde çene kemiğine çakılı (ankiloz) vaziyette değildir. Nadiren ankiloze dişler ile karşılaşılabilir. Çene kemiği ile diş arasında bulunan aralığın yani periodontal aralık adı verilen boşluğun calsifiye olması (kalsifiye veya kireçlenme)nedeniyle diş alveolüne ankiloze olur.

Günümüzde dahi dişlerin nasıl veya neden sürdükleri tam olarak açıklanamamaktadır. İnsan vücudunda sadece dişler yumuşak dokuyu yararak çıkan sert organlardır. Bunun haricinde tüm kalsifiye organlarımız yani kemiklerimiz yumuşak dokularla sarılıdır.


Diş oluşumu (dentogenesis)

Dişler Os maxillae (Üst çene kemiği) ve Os mandibulae (alt çene kemiği) nın pars alveolaris (alveolar kısmında), diş torbası (pericoronium) adı verilen torbacık bezeri yapılar içinde gelişirler. Ameloblastlar mine (enamel), odontoblastlar dentin, fibroblastlar ise ilgili bağ dokuyu oluştuturlar. Ameloblastlar, mine oluşumu tamamlandıktan sonra kaybolurlar ancak odontoblastlar ve fibroblastlar diş ömrü boyunca çalışmaya devam ederler.

Diş oluşum evreleri

  1. tomurcuk safhası
  2. takke tafhası
  3. çan safhası

Taç kısmı oluştuğunda ameloblastlar kaybolurken odontoblastlar dentin sentezine devam ederek kökü oluştururlar. Bu arada diş,kökü oluştukça sürme düzlemine doğru hareket eder. Bu hareketin fizyolojisi hala tam açıklanamamıştır. Kök oluşumu diş ağıza sürdükten sonra da yaklaşık 2 yıl devam eder ve sonunda diş kökünün ucu (apex dentis) damar ve sinir giriş çıkışına izin veren bir por bırakacak şekilde kapanır.


Yirmi yaş dişleri (Akıl dişi, üçüncü molar diş, dens serotinus)

Alt sağ, alt sol ve üst sağ, üst sol olmak üzere toplam 4 adet yirmi yaş dişi vardır. Yirmi yaş dişerinin ağızlarda yer bulamamasının temel nedeni insan neslinin daha yumuşak gıdalarla beslenmesi sonucu çenelerinin küçülmesidir.

Bazı ağızlarda konjenital (doğumsal/genetik) olarak yirmi yaş dişleri hiç bulunmaz.

Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ancak yer darlığı ve başka nedenlerle sürmez ve çene kamiklerinde gömülü kalırlar.

Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ve yarı yarıya sürerler. Sürme tam olmaz. Buna yarı gömülü yirmi yaş dişi denir.Yarı gömülülük iki tipte olabilir. Birincisinde dişin taç (kron) kısmının üzerinde operkulum (operculum,pericoronium) adı verilen mukoza parçası olabilir. İkinci tipteyse dişin taç kısmının bir bölümü kemik dokuyla örtülüdür. Her iki şekilde de yarı gömülü yirmi yaş dişlerinin etrafında gıda artıklarının birikeceği enfeksiyona (iltihap) elverişli bir alan meydana gelir.

Bazı ağızlarda yimi yaş dişleri diğer azı dişlerinden farksız olarak gayet normal biçimde sürerler.
Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri, sürerken önündeki dişleri iteleyerek yer darlığına sebep olurlar. Bunun sonucu olarak da genelde alt keser dişlerde eğrilik meydana gelir. Yine bu “iteleme” esnasında, birbiriyle normal temasını kaybeden bazı dişler de çürüyebilir.

Sonuç olarak, kişiler yirmi yaş dişleriyle ilgili sorun yaşamamak için bir dişhekimine başvurmalı ve ağzında yimi yaş dişi var-yok, yirmi yaş dişinin sürebileceği alan var-yok şeklinde ilgili muayenesini yaptırmalıdır.


Perikoronit (Operculitis)

Bazı yirmiyaş dişlerinin Diş torbası (perikoronium), diş oluştuktan sonra kaybolmaz ve dişin arka tarafında (distalinde) bir cep meydana getirecek biçimde kalır. Bu dokunun enfeksiyonuna perikoronit denir. Oldukça ağrılı bir enfeksiyondur. Genellikle boğaz enfeksiyonlarıyla karıştırılır. Tedavisi dişhekimlerince yapılır.

Grand Theft Auto 2

22 Ekim 1999′ da Playstation için çıkan oyun, zamanla Dreamcast, GameBoy Color, PC platformları içinde çıkarılmıştır. Grand Theft Auto serisinin 2. oyunudur. Oyun oynanış bakımından ilk GTA ile aynıdır.


Çeteler

  • Zaibatsu
  • Loonies
  • Yakuza
  • Russian Mafia
  • SRS Scientists
  • Rednecks
  • Hare Krishna


Oyunun içindeki radyolar

  • Head Radio
  • Rockstar Radio
  • KREZ
  • Lo-Fi FM
  • Funami FM
  • Lithium FM
  • Rebel Radio/KING
  • Osmosis Radio
  • Heavenly Radio
  • KGBH


Dış bağlantılar

  • Yapımcının resmi websitesi: http://www.rockstargames.com

2

Mustafa Çapanoğlu

Karabükspor 2007-2008 Teknik Direktörü.


Dış bağlantılar

Nintendo 64

The , often abbreviated as N64, was Nintendo’s third home video game console for the international market. Named for its 32/64-bit processor, it was released on June 23, 1996 in Japan, September 29, 1996 in North America, March 1, 1997 in Europe and Australia, and September 1, 1997 in France (the system also saw a release in South America, in partnership with Gradiente Eletrônica S/A).

It was released with two launch games (Super Mario 64 and Pilotwings 64) plus one in Japan (Saikyō Habu Shōgi). The N64’s suggested retail price was US$199 at its launch and it was marketed with the slogan: “Get N, or get Out!”


Development and introduction

Nintendo 64 was the culmination of work by Nintendo, Silicon Graphics, and MIPS Technologies. The SGI-based system design that ended up in the Nintendo 64 was originally offered to Tom Kalinske, then CEO of Sega of America by James H. Clark, founder of Silicon Graphics. SGI had recently bought out MIPS Technologies and the two companies had worked together to create a low-cost CPU/3D GPU combo that they thought would be ideal for the console market. A hardware team from Sega of Japan was sent to evaluate the chip’s capabilities and they found some faults which MIPS subsequently solved. However, Sega of Japan ultimately decided against SGI’s design, apparently in part due to internal problems between Sega of Japan and Sega of America.<ref></ref>

In the early stages of development the Nintendo 64 was referred to by the code name “Project Reality”.<ref>Preview pictures from the Nintendo “Project Reality” console had been published in American magazines as early as June 1993</ref> This moniker came from the speculation within Nintendo that the console could produce CGI on par with then-current supercomputers. In 1994 the console was given the name Nintendo Ultra 64 in the West. It was originally to be released in 1994 or 1995 but “Ultra” in the name having to be removed caused a delay. The console design was shown for the first time in late Spring 1994. The first picture of the console ever shown featured the Nintendo Ultra 64 logo and showed a game cartridge, but no controller. The final console was identical to this, but with a different logo. When the system together with the controller was fully unveiled in a playable form to the public on November 24, 1995, the console was introduced as the Nintendo 64 in Japan, contrary to speculation of it being called Ultra Famicom,<ref name=NintendoLandN64>The N64´s Long Way to completion, Nintendoland.com, 1998, accessed December 27, 2006.</ref> at the 7th Annual Shoshinkai Software Exhibition in Japan. Photos of the event were disseminated on the web by Game Zero magazine two days later.<ref>”Coverage of the Nintendo Ultra 64 Debut from Game Zero”, Game Zero. Retrieved May 20, 2006.</ref> Official coverage by Nintendo followed a few weeks later via the Nintendo Power website and print magazine. In February 1995 Nintendo of America announced a delay of Nintendo Ultra 64 until September 1996 in North America. Simultaneously it announced that Nintendo had adopted a new global branding strategy, calling the console everywhere Nintendo 64. Subsequently the PAL introduction was further delayed, finally being released in Europe on March 1, 1997.

During this stage of development two companies, Rareware (UK) and Midway (USA), created the arcade games Killer Instinct and Cruis’n USA which claimed to use the Ultra 64 hardware. In fact, the hardware had very little in common with what was finally released; the arcade games used hard drives and TMS processors, although they were based on the MIPS R4600 CPU. Killer Instinct was the most advanced game of its time graphically, featuring pre-rendered movie backgrounds that were streamed off the hard drive and animated as the characters moved horizontally. Nintendo dropped “Ultra” from the name on May 1, 1996, just months before its Japanese debut, because the word “Ultra” was trademarked by another company, Konami, for its Ultra Games division. The console was finally released on June 23, 1996.


Hardware

The CPU powering Nintendo 64 is a MIPS R4300i-based NEC VR4300.<ref name=”NECVR4300″></ref> The CPU is clocked at 93.75 MHz and connects to the rest of the system through a 32-bit data bus. VR43045 is a RISC 5-stage scalar in-order execution processor with an integrated floating point unit. It is a 64-bit processor, in that it has 64-bit registers, a 64-bit instruction set, and 64-bit internal data paths. However, the cost-reduced NEC VR4300 CPU utilized in the console only has 32-bit buses whereas more powerful MIPS CPUs are equipped with 64-bit buses.<ref name=”NECVR4300″ /> (In this respect the N64 CPU is like the 32-bit Motorola 68000 which is considered a 16-bit architecture, due to its bus limitation.) Many games took advantage of the chip’s 32-bit processing mode as the greater data precision available with 64-bit data types is not typically required by 3D games. Also 64-bit data uses twice as much RAM, cache, and bandwidth thereby reducing the overall system performance.<ref></ref> This was later taken advantage of by emulators such as the UltraHLE and Project64 that had to run on 32-bit Intel systems. These emulators performed most calculations at 32-bit precision, and trapped the few OS subroutines that actually made use of 64-bit instructions.

The CPU has an internal 32 KiB L1 cache but no L2 cache. It was built by NEC on a 0.35 µm process and consisted of 4.6 million transistors. The CPU is cooled passively by an aluminum heatspreader that makes contact with a steel heat sink above.

Nintendo 64’s graphics and audio duties are performed by the 64-bit SGI co-processor, named the “Reality Co-Processor”. The RCP is a 62.5 MHz chip split internally into two major components, the “Reality Drawing Processor” (RDP) and the “Reality Signal Processor” (RSP). Each area communicates with the other by way of a 128-bit internal data bus that provides 1.0 GB/s bandwidth. The RSP is a MIPS R4000-based 8-bit integer vector processor. It is programmable through microcode, allowing the chip’s functions to be significantly altered if necessary, to allow for different types of work, precision, and workloads.<ref name=B3DRCPChat></ref> The RSP performs transform, clipping and lighting calculations, and triangle setup.

The RSP, as said, also frequently performs audio functions (although the CPU can be tasked with this as well). It can playback virtually any type of audio (dependent on software codecs) including uncompressed PCM, MP3, MIDI, and tracker music. The RSP is capable of a maximum of 100 channels of PCM at a time, but this is with 100% system utilization for audio. It has a maximum sampling rate of 48 kHz with 16-bit audio. However, storage limitations caused by the cartridge format limited audio size (and thus quality).

The RDP is the machine’s rasterizer and performs the bulk of actual image creation before output to the display. Nintendo 64 has a maximum color depth of 16.8 million colors (32,768 on-screen) and can display resolutions of 256 × 224, 320 × 240, and 640 × 480 pixels.

RCP 3D features:

  • Z-buffering
  • Anti-aliasing
  • Texture mapping
    • Bilinear filtering
    • Mip-mapping
    • Trilinear mip-map interpolation (filters mip-maps and textures smoothly without blockiness). Nintendo 64’s filtering is not entirely accurate. Precision was reduced to lower mathematical demands.<ref name=B3DRCPFiltering></ref>
    • Perspective-correct texture mapping (keeps textures from “warping” when viewed at different angles).<ref>”Perspective Corrected Texture Mapping”, GameDev.net, July 16, 1999. Retrieved May 20, 2006.</ref>
    • Environment mapping
    • Gouraud shading, Level of Detail (LOD)

The RCP also provides the CPU’s access to main system memory via a 250 MB/s bus. Unfortunately, this link does not allow direct memory access for the CPU. The RCP is cooled passively by an aluminum heatspreader that makes contact with a steel heat sink above.

The final major component in the system is the RAM. Nintendo 64 was the first console to implement a unified memory subsystem, instead of having separate banks of memory for CPU, audio, and video, for example. The memory itself consists of 4 MiB of RAMBUS RDRAM (expandable to 8 MiB) with a 9-bit data bus at 500 MHz providing the system with 562.5 MB/s peak bandwidth. RAMBUS was quite new at the time and offered Nintendo a way to provide a large amount of bandwidth for a relatively low cost. The narrow bus makes board design easier and cheaper than the higher width data buses required for high bandwidth out of slower-clocked RAM types (such as VRAM or EDO DRAM). However RDRAM, at the time, came with a very high access latency, and this did cause some grief for the game developers and limited hardware performance.

Nintendo 64 games were cartridge-based. Cartridge size varied from a tiny 4 MiB (32 Mbit) (i.e., Automobili Lamborghini) to 64 MiB (512 Mbit) for Resident Evil 2. The cartridge dimensions were 10.23 × 7.48 × 2.87 inches (260 × 190 × 73 mm) W×D×H. Some of the cartridges included internal EEPROM or battery-backed-up RAM for saved game storage. Otherwise game saves were put onto separate memory cards.

The new controller included with Nintendo 64 consisted of 1 analog stick, 2 shoulder buttons, 1 digital cross pad, 6 face buttons, a ’start’ button, and one digital trigger (Z). It beat the Sega Saturn’s analog controller to market by approximately one month.


Architecture and software development

The central processing unit (CPU) was primarily used for game logic, such as input management, some audio, and AI, while the “reality co-processor” (RCP) did everything else. The RCP was a customized processor that performed the majority of audio and visual tasks within the Nintendo 64. The chip is split into two main units, the “reality drawing processor” (RDP) and the “reality signal processor” (RSP). It also provides the system’s interface with the RDRAM. The RDP component basically just read a FIFO buffer and rasterized polygons. The RSP was a DSP, based around a MIPS R4000 core, designed to work with 8-bit integer vector operations.<ref name=B3DRCPChat />

In a typical N64 game, the RSP would do transforms, lighting, clipping, triangle setup, and some of the audio decoding.<ref name=B3DRCPChat /> Nintendo 64 was one of the few consoles without a dedicated audio chip so these tasks fell on the RSP and/or CPU. It was relatively common to do audio on the main CPU to increase the graphics performance.<ref name=B3DRCPChat /> Workload on the Nintendo 64 could be arranged almost in any way the programmer saw fit. This created a system that was quite flexible and malleable to the game’s needs, but it also assumed the programmer would be able to properly profile the code to optimize usage of each part of the machine.

The RSP was completely programmable, through microcode (µcode). By altering the microcode run on the device, it could perform different operations, create new effects, and be better tuned for speed or quality. However, Nintendo was unwilling to share the microcode tools with developers until the end of the Nintendo 64’s life-cycle. Programming RSP microcode was said to be quite difficult because the Nintendo 64 µcode tools were very basic, with no debugger, and poor documentation. As a result, it was very easy to make mistakes that would be hard to track down; mistakes that could cause seemingly random bugs or glitches. Some developers noted that the default SGI microcode (”Fast3D”) was actually quite poorly profiled for use in games (it was too accurate), and performance suffered as a result. Several companies were able to create custom microcode programs that ran their software far better than SGI’s generic software (e.g., Factor 5, Boss Game Studios, and Rare).

Two of the SGI microcodes<ref name=B3DRCPChat /><ref name=B3DN64Thread2></ref>

  • Fast3D microcode: < ~100,000 polygons per second
  • Turbo3D microcode: 500,000–600,000 polygons per second with lower quality. Nintendo never allowed this code to be used in shipping games.

The Nintendo 64 had some weaknesses that were caused by a combination of oversight on the part of the hardware designers, limitations on 3D technology of the time, and manufacturing capabilities. One major flaw was the limited texture cache of 4 KiB.<ref name=B3DN64Thread2 /> This made it extremely difficult to load anything but small textures into the rendering engine, especially textures with high color depth, and was the primary cause of blurry graphics. The small texture limitation caused blurring because developers would stretch these small textures to cover a surface and then the console’s bilinear filtering would blur them even more. To make matters worse, because of how the renderer was designed, if mipmapping was used the texture cache was effectively halved to 2 KiB. To put this in perspective, this cache could be quickly filled with even small textures (a 64×64 4-bit/pixel (bpp) texture is 2 KiB and a 128×64 4 bpp texture is 4 KiB). Modern video cards and consoles (2006) frequently deal with 1024 x 1024 8 bpp and larger textures, and have a more flexible texture cache (not always larger). To