Pow Wow

Pow Wow, Algonquin kabilesinde rüya gören ya da şaman anlamına gelen bir terimdir. Pow Wow Amerikan ordularıyla savaşmadan önce Kızılderililerin şaman ritüeli olarak toplanmalarını sembolize eder. Amerikan Orduları Sioux Kızılderilini 1890′da Wounded Knee çayının kenarına getirdiler. Ertesi gün, soğuktan donmak üzere olan Big Foot,diğer kızılderililerle birlikte bu dansı yaptı. Hayalet Dansı ve diğer kızılderili danslarında olduğu gibi bu dansta da önemli olan; yaşam döngüsü diye tabir ettikleri çemberi dansederek tamamlamaktır.


Dış Bağlantılar

  • Video
  • Video
  • Pow Wow Radyo
  • Çeşitli videolar bilgiler

SA-15

Rus Ordusu’nun en iyi kısa menzilli sistemlerinden biri olan TOR, eskiyen SA-8’lerin yerine envantere alınmaya başlamıştır. Yunanistan’ın 25 ve Güney Kıbrıs’ın da 6 adet temin ettiği bu sistemlerin, lisans altında Çin tarafından üretilmesine yönelik çalışmalar 2000’li yıllarda başlamıştır. 10 g’lik manevra yapabilme kabiliyeti olan sistem aynı anda 48 hedefi tespit edip ikisini izleyebilir. Dikine fırlatma sistemi kullanması sistemlerin farklı yönlerden gelen tehditlere aynı anda cevap vermesine olanak sağlar.MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, sayı 2006 - 009, sy. 39


Teknik Veriler

  • Üretici Firma(lar): Antey
  • Üretici Ülke(ler): Rusya
  • Tipi: Kısa Menzilli Hava Savunma Sistemi
  • Güdüm Sistemi: Yerden Radar Güdümlü
  • Harp Başlığı: 15 kg’lık parça tesirli HE
  • Azami Etkili Menzili: 15 km
  • Azami Etkili İrtifası: 6,000 m
  • Sürati: 2.5+ mach
  • İtki Tipi: Katı Yakıtlı Roket Motoru
  • Boyutları: 3.5 m uzunluk, 350 mm çap
  • Ağırlık: 165 kg / 900 kg (PAC-2)MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, sayı 2006 - 009, sy. 39


SA-N-9 Gauntlet

Her ne kadar Rus Ordusu bu yönde bir ihtiyaç belirtmiş olmasa da Antey’in SA-N-4 ün kullanım süresinin sonuna yaklaştığı düşüncesi ile yeni bir sistem geliştirme çabaları sonucu ortaya çıkmış ve 1990′lı yılların başında operasyonel olmuştur. Tor sisteminin donanma versiyonu olarak da bilinen sisteme Kinzhal adı verilmiştir.”Cross Swords” G band gözetleme ve K band kilitlenme radarı kullanan Kinzhal, hedefini de H band radar sayesinde yakalar. Sekizli dikine fırlatma tüplerinden ateşlenebilen füze, azami 10 g yüklemeye dayanabiliyor. Doğruluğu kesin olarak bilinmese de sistemin ikincil bir IR güdüm kullandığı da söylentiler arasında. Aynı anda 48 hedefi takip edebildiği ve ikisine de kilitlenebildiği iddia edilen sistem, Kuznetsov sınıfı uçak gemileri ile gemileri ile Kirov, Udaloy ve Neustrashimy sınıfı muahraebe gemilerinde kullaniyor.


Teknik Veriler

Firma(lar): Antey

  • Üretici Ülke(ler): Rusya
  • Tipi: Kısa Menzilli Hava Savunma Sistemi
  • Güdüm Sistemi: Satıhtan Radar Güdümlü
  • Harp Başlığı: 14,5 kg’lık parça tesirli HE
  • Azami Etkili Menzili: 12 km
  • Azami Etkili İrtifası: 6,000 m
  • Sürati: 2.5+ mach
  • İtki Tipi: Katı Yakıtlı Roket Motoru
  • Boyutları: 3.5 m uzunluk, 350 mm çap
  • Boyutları: 167 kg


Videolar

SA-15 Tanıtım

SA-15 TOR


Kaynaklar

Gaki no tsukai

Japonya’da bir tv kanalı için hazırlanan çılgınca ve orijinal komik şeylerin yapıldığı bir komedi programı.
Google Video ve Youtube’da en çok izlenilen komik videolar sıralamasında ilk sıralarda yer alan komedi mizah programı.

Amerikan yapımı Jackass’ın uzak doğu alternatifi olarak tanımlanabilir. Uzakdoğu kültürünün mizah ögelerinin işlendiği komedi programı.

videoları izlemek için link :
http://video.google.com/videosearch?q=gaki+no+tsukai&hl=en

Pow Wow

Pow Wow, Algonquin kabilesinde rüya gören ya da şaman anlamına gelen bir terimdir. Pow Wow Amerikan ordularıyla savaşmadan önce Kızılderililerin şaman ritüeli olarak toplanmalarını sembolize eder. Amerikan Orduları Sioux Kızılderilini 1890′da Wounded Knee çayının kenarına getirdiler. Ertesi gün, soğuktan donmak üzere olan Big Foot,diğer kızılderililerle birlikte bu dansı yaptı. Hayalet Dansı ve diğer kızılderili danslarında olduğu gibi bu dansta da önemli olan; yaşam döngüsü diye tabir ettikleri çemberi dansederek tamamlamaktır.


Dış Bağlantılar

  • Video
  • Video
  • Pow Wow Radyo
  • Çeşitli videolar bilgiler

Hava Kuvvetleri Komutanlığı

Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 1911 yılında kurulan ve envanterinde bulunan 550′den fazla savaş uçağı ile barışta Türk Hava Sahası’nı savunan, savaşta kara ve deniz kuvvetlerine destek veren Kuvvet Komutanlığı. Komutanı Orgeneral Aydoğan BABAOĞLU’dur.


Tarihçe

Dünyanın ilk askeri havacılık teşkilatlarından biri olan Türk Hava Kuvvetlerinin tarihçesi, 1909 yılına kadar uzanmaktadır. Türk ordusunda havacılıkla ilgili ilk çalışmalara 1909 yılında başlanmış, 1910 yılında bu çalışmalar geliştirilmiş ve Avrupa’ya bir inceleme kurulu, Paris’te toplanan Uluslararası Havacılık Konferansı’na da bir heyet gönderilmiştir. 1910 yılı sonlarına doğru ise, artık Türk Ordusu’nda havacılık konusunda kesin karar verilmiş ve havacı personel yetiştirilmek üzere birkaç subayın Avrupa’ya eğitime gönderilmesi öngörülmüştür. Ancak, Türk Ordusu’nun yüksek komuta katında havacılık alanında alınan bu önemli karara rağmen, ülkenin o tarihlerde içinde bulunduğu mali zorluklar nedeniyle gerekli ödenek bulunamamış ve 1910 yılında bu emrin gereği yerine getirilememiştir.

Milli Savunma bakımından, havacılığın gelecekteki önemini gören Harbiye Bakanı Mahmut Şevket Paşa, konuyla yakından ilgilenmeye devam etmiş ve 28 Haziran 1911’de yapılan sınavda en yüksek notu alan Süvari Yüzbaşı Fesa ile İstihkam Teğmen Yusuf Kenan Beyler, uçuş eğitimi için Temmuz 1911’de Fransa’daki Bleriot Fabrikası’nın uçuş okuluna gönderilmiştir.

Bu gelişmelerin olduğu sıralarda yani 1911 yılında, Kurmay Yarbay Süreyya (İlmen) Bey, havacılık teşkilatını kurmakla görevlendirilmiş ve Türk Ordusunun ilk resmi havacılık kuruluşu da, Harbiye Bakanlığı Fen Kıtaları Müstahkem Genel Müfettişliğinin 2 inci şubesi bünyesinde “Havacılık Komisyonu” adıyla 1911 yılında faaliyete geçirilmiştir.


Teşkilat


Hava Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı

Ankara’da konuşlu olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı’nda Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, Başkanlık ve Daire Başkanlıkları bulunmaktadır.
11 inci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı (Etimesgut/Ankara) ile 12 nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı (Kayseri) doğrudan Kurmay Başkanlığına bağlıdır.


11. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı

Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına doğrudan bağlı ulaştırma birliği olan 11 nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı, Ankara’da (Etimesgut) konuşludur.

11. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı envanterinde CN-235 (T), CIT-VII, CIT II ve G-IV uçakları bulunmaktadır.

11. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı’nda bu temel görevin yanı sıra ambulans uçak olarak donatılmış 3 adet CN-235 (T) uçağı acil yardım ve yaralıların en kısa zamanda tahliye ve ulaştırılması için hazır bekletilmektedir.


12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı

Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına doğrudan bağlı olan 12 nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı Kayseri’ de (Erkilet) konuşludur.

12.HAVA ULAŞTIRMA ANA ÜS KOMUTANLIGI ENVANTERİNDE C-130 VE C-160 VE CN-235 UÇAKLARI BULUNMAKTADIR
221.filo-222.filo-223.filo bulunmaktadır


1. ve 2. Hava Kuvvet Komutanlıkları


1. Hava Kuvvet Komutanlığı

Batı hava sahası karargah merkezi Eskişehir’de bulunan 1. Hava Kuvvet Komutanlığı tarafından komuta edilmektedir. 1. Hava Kuvvet Komutanlığı’na bağlı 5 Ana Jet Üssü ve bu üslere bağlı 14 taktik harp filosu bulunmaktadır. Ayrıca kuvvet komutanlığına bağlı arama/kurtarma filosu bulunmaktadır. 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı bünyesinde ayrıca yedek üsler, radar mevzi komutanlıkları, üslere bağlı hava savunma birlikleri barındırmaktadır. Ayrıca NATO/CAOC-6 karargahına da ev sahipliği yapmaktadır.</br>
1. Hava Kuvvet Komutanlığı’na bağlı Jet Üsleri ve Taktik Harp Filoları  :</br>
1. Ana Jet Üs Komutanlığı</br>

  • 111.Filo(PANTER)F-4E
  • 112.Filo(ŞEYTAN)F-4E
  • 113.Filo tek keşif filosu(IŞIK) RF-4E

4. Ana Jet Üs Komutanlığı</br>

  • 141.Filo(KURT)F-16
  • 142.Filo(CEYLAN)F-16
  • 143.Filo F-16

6. Ana Jet Üs Komutanlığı </br>

  • 161.Filo(KARTAL) F-16
  • 162.Filo(ZIPKIN)F-16

9. Ana Jet Üs Komutanlığı </br>

  • 191.Filo(KOBRA)F-16
  • 192.Filo(KAPLAN)F-16

3.ana jet üs komutanlığı

  • 131.Filo AWACS
  • 132.Filo(f-4 2000 , F16)(HANÇER)
  • 133.filo(f-5)(PENÇE)
  • 134.filo(türk yıldızları)(YILDIZ)
  • AWACS


2. Hava Kuvvet Komutanlığı

Doğu hava sahasının kontrolünü ise 2. Hava Kuvvet Komutanlığı yürütmektedir. Komutanlığa bağlı 3 Ana Jet üssü, 7 taktik harp filosu, radar mevzi komutanlıkları, yedek üsler ve arama kurtarma filosu bulunmaktadır. Karargah merkezi Diyarbakır’dır.

2. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığına Bağlı Jet Üsleri ve Taktik Harp Filoları  :</br>
5. Ana Jet Üs Komutanlığı </br>

  • 151.Filo(f-16 block 50)(TUNÇ)
  • 152.Filo(f-16 block 50)(AKINCI)

7. Ana Jet Üs Komutanlığı</br>

  • 171.Filo(f4-e 2020)(KORSANLAR)
  • 172.Filo(f-4e)(ŞAHİNLER)
  • 173.Filo(f-4e)(ŞAFAKLAR) Daha evvel keşif filosu iken F-4 eğitim filosuna dönüştürülmüştür.

8. Ana Jet Üs Komutanlığı </br>

  • 181.Filo(f-16 block 40)(PARS)
  • 182.Filo(f-16 block 40)(ATMACA)
  • İstihkam Bakım Taburu (Aktif Savunma) </br>


Hava Lojistik Komutanlığı

Kolordu seviyesinde olan Hava Lojistik Komutanlığı’nın karargahı Etimesgut (Ankara)’da bulunmakta olup, 3 Nisan 1989 tarihinde faaliyete geçirilmiştir. Bu komutanlık, Türk Hava Kuvvetleri’nin ikmal, bakım, ulaştırma, istihkam ve diğer lojistik faaliyetlerinin yerine getirilmesi, Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan bütün silah sistemlerinin idame, işletme ihtiyaçlarının hesaplanması, temin edilmesi, faal tutulması, altyapı ve tesis ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak şekilde karargah başkanlık, daire başkanlığı, ikmal bakım merkezlerinden oluşmaktadır. Hava Lojistik Komutanlığı’nın ana bağlıları, 1 nci, 2 nci, 3 üncü Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanlıkları ile Hava Malzeme Transit Komutanlığıdır..


Hava Eğitim Komutanlığı

17 Eylül 1954 tarihinde Hava Harp Okulu’nun İzmir’e intikali ile Hava Teknik Okullar Komutanlığı’nı da bünyesine alarak Hava Okullar Komutanlığı (Gaziemir-İzmir) teşkil edilmiştir. 30 Ağustos 1956’da ise Hava Eğitim Komutanlığı ismini almıştır. 20 Temmuz 1967’de Hava Harp Okulu’nun Yeşilköy’e intikali ve 10 Ekim 1968’de Eğitim Komutanlığı karargahının Güzelyalı’ya intikali sonucu 1969’da Gaziemir’de Hava Teknik Okullar Komutanlığı ikinci kez kurulmuştur. 1999 yılında Hava Teknik Okullar Komutanlığı’nın adı Hava Sınıf Okulları ve Teknik Eğitim Merkezi Komutanlığı olarak değişmiştir.2006 yılında Hava Teknik Okullar Komutanlığı tekrar eski isimi olan Hava Teknik okullar komutanlığı olarak isimini değişmiştir.

Kolordu seviyesinde olan Hava Eğitim Komutanlığı’nın karargahı İzmir’dedir.
Bu komutanlık, Türk Hava Kuvvetleri’nin bütün görevleri için gereken personel eğitimini en üst seviyede sağlayacak ve harekat görevlerini yerine getirecek şekilde okul, üs, filo ve eşidi seviyede birlik komutanlıkları ve kurum amirliklerinden oluşmaktadır.
Hava Eğitim Komutanlığı’nın ana bağlıları; 2 nci Ana Jet Üs Uçuş Eğitim Merkez K.lığı ile Hava Harp Okulu, Hava Teknik Okullar Komutanlığı, Hava Lisan Okulu ve Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı’dır.


Filo

Türk Hava Kuvvetleri http://warriorsoul.4t.com/airforce.html
Savaş Uçakları
0 F-35A Lightning II (+120 Adet alımı için sözleşme imzalandı 12/12/2006)http://www.f-16.net/news_article2096.html
0 F-16C/D Block 52+ (30 Adet TAI tesislerinde üretilecek)http://www.defenseindustrydaily.com/2006/10/turkey-orders-30-f16c-block-50s-et-al-for-29b/index.php
78 F-16C/D Block 50 (CCIP modernizasyonu altında)
109 F-16C/D Block 40 (CCIP modernizasyonu altında)
37 F-16C/D Block 30 (CCIP Modenizasyonu Altında)http://www.defenseindustrydaily.com/2005/05/11b-to-upgrade-turkish-f16-fleet/index.phphttp://www.defenselink.mil/Contracts/Contract.aspx?ContractID=3407
52 F-4E 2020 Terminator (IAI tarafından hava-yer görevleri için modernize edildi)
71 F-4E Phantom II (48 tanesi TAI tarafından hava-hava görevleri için modernize edilecek)
32 RF-4E Phantom II
72 F-5 2000 (IAI tarafından modernize edilmiştir]
Hava - Hava Füzeleri
314 AIM-120A/B AMRAAM (176 AIM-120A + 138 AIM-120B)
367 AIM-7E Sparrow
0 AIM-9X Sidewinder (+352 (225http://www.dsca.osd.mil/PressReleases/36-b/2004/Turkey_05-11.pdf + 127http://www.defenseindustrydaily.com/2006/02/turkey-buys-127-aim9x-sidewinder-missiles/index.php) adet sipariş verildi)
210 AIM-9B Sidewinder
500 AIM-9M Sidewinder
640 AIM-9L/I Sidewinder
310 AIM-9S Sidewinder
750+ AIM-9P3 Sidewinder
Hava - Yer Füzeleri
95 AGM-88B HARM
99 AGM-142 Popeye I
0 AGM-84K SLAM-ER (+50 adet sipariş verildi)
0 AGM-154A-1 JSOW Block-II (+50 adet sipariş verildi)
0 AGM-154C JSOW-C / Broach (+54 adet sipariş verildi)
274 AGM-65G1 Maverick IIR
550 AGM-65A/B Maverick
200 GBU 8/B HOBOS
1.200 GBU 10/12 Paveway I-II
n/a CBU 105 Sensor Fuzed Bomb
523 BLU 107 Durandal
n/a AN/AVQ 23 Pave Spike (F-4E uçakları için lazer işaretleme podu)
40 AN/AAQ 14 LANTIRN
40 AN/AAQ 13 LANTIRN
0 Litening-III (+22 ,+20)
Uçaksavar Füzeleri
24 I-Hawk XXI (HAWK-21) (1X3) lançer
72 MIM-14B Nike Hercules
86 Rapier FSB1 (85 adet lançerRapier B1X seviyesine modernize edilmiştir. 840 adet ek Mk2B füzesi teslimatı devam etmektedir)
n/a Zıpkın KMS (1X4 FIM-92 kaideye monteli stinger sistemi, 32 ünitenin teslimatı devam etmektedir)
108 FIM-92C Stinger RMP
Taktik Ulaşım
0 Airbus A400M (+10 adet siparişi verildi)
7 C-130E Hercules (TAI tarafından modernize edilecek)
6 C-130B Hercules (ELINT/SIGINT (elektronik harp) ekipmanları ile donatılmıştır)
19 C-160T Transall
50 CN 235-100M (3 VIP/16 EW)
Tanker Uçağı
10 KC-135R-CRAG Stratotanker
Erken Uyarı Uçakları
0 B-737-700 AEW&C MESA (Üretimi devam etmektedir. 2009 yılından itibaren envantere katılacaktır)
Eğitim Uçakları
69 T-38A Talon (Yapısal modernizasyona tabi tutulmuştur)
58 Cessna T-37B/C (Yapısal modernizasyona tabi tutulmuştur)
38 Aermacchi SF-260D
28 T-41D Mescalero
Helikopter
20 AS 532UL Cougar Mk1 (14 SAR+6 CSAR)
19 Bell UH-1H Iroquois (15 SAR+4 EW)


Hava Kuvvetleri Komutanları


Ayrıca bakınız

  • Türk Yıldızları
  • Hava Harp Okulu
  • Hava Astsubay Meslek Yüksek Okulu


Dış bağlantılar

  • Hava Kuvvetleri Komutanlığı
  • Turkordusu.net - Türk Ordusu Hakkında En Son Haberler, Makaleler ve Videolar

Neurospora crassa

Neurospora crass, asklımantarlara ait bir kırmızı ekmek mantarı türüdür. “Sinir sporu” anlamına gelen Neurospora ismi sporların üzerindeki çizgilerin aksonlara benzemesinden dolayıdır.


Tarih

N. crassa, laboratuvarda kolay büyütülebildiği ve haploit hayat döngüsü genetik analizi kolay kıldığı için bilimde bir model organizma olarak ün yapmıştır. Neurospora genetiği üzerinde araştırma yapan Edwart Tatum ve George Wells Beadle Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazanmıştır. Beadle ve Tatum, N. crassa’yı X ışınlarına maruz bırakıp mutasyonlara yol açmış, sonra da belli enzimlerde bozukluklardan kaynaklanan metabolik bozukluklar gözlemlemişlerdir. Bu deneyler, iki araştırmacıyı belli genlerin belli proteinleri kodladığı sonucuna ulaştırmış, “bir gen, bir enzim” hipotezine ortaya çıkarmıştır. Enzimlerin birden fazla proteinden oluştuğu farkedilince bu deyim “bir gen, bir polipeptit” olarak değiştirilmiştir.

Neurospora’da yapılan araştırmalar genetik ve epigenetik susturmanın örneklerini göstermiş, ritmik sporülasyonun çalışılması sonucunda güncel ritim mekanızmasının anlaşılmasında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.

N. crassa‘nın genomunun dizini 2003′te çözülmüştür. Yedi kromozomdan oluşan genom toplam 43 megabaz uzunluğunda olup yaklaşık 10.000 genden oluşmaktadır. Bu organizmadaki her bir gende ayrı birer mutasyon oluşturulmasını amaçlayan proje sürmektedir.

Doğal ortamında N. crassa tropik ve subtropikal bölgelerde yaşar. Orman yangınlarından sonra bitkilerin üzerinde büyüdüğü sıkça görülür.


Model organizma olarak avantajları

  • Genetik analiz yapmak kolaydır. Askosporların izole edilmesi yoluyla haploid hücreler kolayca elde edilebilir, tetrad analizi ile miyoz bölünmenin dört ürünü ayırdedilebilir. Ask ince uzun olduğu için Metafaz I’de birbirinden ayrılan hücreler yan yana dururlar. Bu özellik genlerin haritalanmasını yarar.
  • Konidyum adlı keselerde cinsiyetsiz sporlar üretilir. Bu sporlar ilginç Neurospora genotiplerinin izole edilmesini sağlar.
  • Genetik ve fizik kromozom haritaları mevcuttur.
  • Beslenme gereksinimleri basittir, büyüme hızı yüksek, kültürleme ucuz, jenerasyon süresi 3 haftadan kısadır.
  • Hayat döngüsünün vejetatif ve eşeysel evrelerinde farklı hücre tıpleri mevcuttur. Yaşamının çoğu haploit olduğu için gen ifadesini çalışmak kolaydır, baskın ve çekinik genler sorun yaratmaz.
  • Çeşitli moleküler ve genetik teknikler mevcuttur, örneğin ayarlanabilir promoterler, belli genomik konumlara DNA sokma yöntemleri, ve gerekli gen mutasyonlarının ölümcül olmamasını sağlama yöntemleri gibi.
  • Bilimsel camiaya açık, on binden fazla suştan oluşan bir kültür koleksiyonu gen mutasyonları, kromozom düzenlenmeleri ve doğal populasyonlardan izolatlar içermektedir.
  • Genetik transformasyon çok verimli olarak yapılabilir. Yeni genlerin nakavt mutasyonları genom projesi dahilinde sipariş edilebilir.
  • Pek çok millete yayılmış bir araştırma komünitesi bilimsel kaynaklarını ve sonuçlarını paylaşmaktadır.


Kaynaklar

  • Trans-NIH Neurospora Initiative (İngilizce)


Dış bağlantılar

  • The Neurospora Homepage
  • The Neurospora Compendium
  • Neurospora crassa Release 7
  • Neurospora Genome Project
  • Neurospora Initiative
  • Neurospora’nın hayat döngüsü
  • TAXONOMIC CLASSIFICATION: AN OVERVIEW
  • videolar

Lamb Of God

Lamb of God, 5 kişiden oluşan eski adıyla Burn The Priest olarak bilinen Amerikalı post-thrash grubudur. Grup hızlı gitar riff’ leri, tempolu davulları ve sert vokalleri ile tanınmaktadır.


Grup Hakkında

Grubun kökenleri 1990 yılına, Mark Morton, Chris Adler ve John Campbell’ın Virginia Commonwealth Üniversitesindeki ev arkadaşlıklarına kadar uzanmaktadır. Mezuniyetten sonra Morton Yüksek Lisans eğitimi için Chicago’ ya gitmesine rağmen grup çalışmalarına devam etti. Morton yerine yeni gitarist Abe Spear gruba katıldı. Grup enstrümantal müziklerinin ötesine geçmeye karar verdiklerinde, Randy Blythe aralarına katıldı. Kariyerlerinin bu noktasında grup Burn the Priest olarak bilinmekteydi. Morton’un aralarına tekrar katılmasından kısa bir süre sonra Burn the Priest kendi adıyla ilk albümünü çıkarttı. Daha sonra Abe’nin gruptan ayrılmasıyla boşalan yere Chris Adler’in kardeşi Willie Adler geldi.

Grubun tarzı genel olarak death metal etkisinde thrash metal ya da post-thrash olarak kabul edilmesine rağmen, “gerçek metal” hayranları grubun tarzını metalcore olarak kabul ederler. Grubun çalış sitili standart olmayan müzik yapısıyla donatılmış çok teknik ve hızlı çalınan enstrümantal öğelere dayanır. Şarkı sözlerinin temaları temel olarak, politika, kapitalizm (”As the Palaces Burn”,”Vigil”), Amerikan tarihi (”In Defense of Our Good Name”), savaş (”Ashes of the Wake”), din (”Ruin”), madde bağımlılığı (”11th Hour”, “Pariah”) ve diğer çeşitli konuları içermektedir.

Campbell tarzlarını, “Yaptığımız müzik progressive ve geleneksel rock arasındaki çizgide dolaşıyor.” şeklinde ifade ediyor. “Progressive rock’ ı kendi öz temasını ucuzlatmadan daha dinlenebilir bir şekilde yaptığımızı düşünüyorum. Müziğimizin karmaşıklığı teknik çalınan müzikten hoşlanan dinleyicilere hitap etmekle birlikte aranjmanlarımız, ortalama bir dinleyiciye hitap etmekten daha ileride değil. Bu gerçekten iyi bir denge.”

Prosthetic Records’ dan çıkarılan iki iyi albüm ve bir DVD (Terror and Hubris)’ den sonra, grup 2003 yılının sonunda Epic Records ile yeni bir kayıt anlaşması imzaladı. “Ashes Of The Wake” etiketiyle çıkan ilk albümleri A.B.D’ de bugüne kadar 250,000 kopya sattı ve Billboard Top 200 listesinde 27. sıraya kadar yükseldi.

29 Ağustos 2005 tarhinide grup, Killadelphia isimli DVD’ sini duyurdu. DVD grubun Ekim 2004′ de Philadelphia’ daki canlı performanslarıyla birlikte, 3 video klip ve grup ile ilgili pek çok görsel materyal içermekte. Ocak 2006 tarihinde grubun son albümü Sacrament piyasaya çıktı.


Albümler


Stüdyo Albümleri

  • New American Gospel - (2000)
  • As the Palaces Burn - (2003)
  • Ashes of the Wake - (2004)
  • Sacrament - (2006)


Canlı Albümler

  • Killadelphia - (Live, 2005)


Diğer Sürümler

  • Split With ZED (Split 7″, 1997,Burn the Priest adı altında çıktı.)
  • Split With Agents Of Satan (Split 7″, 1997,Burn the Priest adı altında çıktı.)
  • Sevens and More - (1998,Burn the Priest adı altında çıktı.)
  • Burn the Priest - (1998,Burn the Priest adı altında çıktı.)


Videolar

  • Black Label (Müzik video, 2000)
  • Terror and Hubris (DVD, 2003)
  • Ruin (Müzik video, 2003)
  • 11th Hour (Müzik video, 2004)
  • As the Palaces Burn (Müzik video, 2004)
  • Laid to Rest (In Studio) (Müzik video, 2004)
  • Laid to Rest (Müzik video, 2004)
  • Now You’ve Got Something To Die For (Müzik video, 2005)
  • Killadelphia (DVD, 2005)
  • Redneck (Müzik video, 2006)


Grup Üyeleri

  • Randy Blythe - Vokal
  • Mark Morton - Gitar
  • Willie Adler - Gitar
  • John Campbell - Bas Gitar
  • Chris Adler - Davul


Eski Üyeler

  • Abe Spear - Gitar


Ölüm Duvarı

Ölüm Duvarı (Wall of Death) Lamb of God konserlerinde genellikle son şarkı olarak seslendirilen
Black Label’ da gerçekleştirilen çılgın bir olay. Kalabalık, şarkının baslamasıyla birlikte sahnenin dibine kadar yaklaşıp geniş bir çember oluşturuyor ve Randy’ nin işaretiyle birlikte vahşi ve saldırgan bir biçimde ortaya doğru koşuyorlar (moshing).

Konserdeki izleyicilerin yaralanmasından dolayı Randy Blythe artık Black Label boyunca Ölüm Duvarını (The Wall Of Death) idare etmiyor.Resim:[[1]]

Ölüm Duvarını gösteren Quicktime formatındaki videolar Lamb of God resmi sitesinde buradan izlenebilir.


Dış Bağlantılar

  • Lamb Of God Resmi Sitesi
  • Art of Ruin: Lamb Of God Hayran Sitesi

Cliff ‘em All

Cliff ‘em All, Metallica’nın eski basçısı Cliff Burton’a adanmış bir belgeseldir. Burton, 27 Eylül 1986′da Avrupa turnesinin İsveç ayağında Ljunby yakınlarında otobüslerinin geçirdiği kazada hayatını kaybetti. Tur otobüsü buzlu yolda kayıp takla atmış, Burton da otobüsün camından fırlayıp altında kalmıştı. Otobüs kaldırılmaya çalışılırken çekme halatının kopması sonucu tekrar Burton’un üzerine düştü. Burton’un ikinci düşüş sırasında hayatta olup olmadığı bilinmemektedir.

Video, Cliff Burton’un Metallica’da çaldığı 3½ yılın bir retrospektifidir. Hayranlar tarafından çekilen videolar, daha önce yayımlanmamış profesyonel çekimler, gösterilmemiş televizyon şovları ve kendisine ait en iyi bas soloları, kişisel fotoğraflar ve konser görüntülerinden oluşur.

Bu video ile grup Burton’un kendine özgü karakterini göstermek istemiştir. Filmin çoğu Burton’a odaklansa da, Metallica’nın fazla belgelendirilmemiş erken dönemine de ışık tutar. Bu bakımdan Some Kind of Monster’dan çok farklı bir yapımdır.

Bu versiyonun içeriğinde aşağıdakiler bulunur:

Detroit, 4 Nisan 1986 - “supporting Ozzy”
Shot from the left of the stage. VG with closeups.

  • “Creeping Death”
  • “Am I Evil?”
  • “Damage, Inc.”

Long Island, 28 Nisan 1986 - “still drunk on Ozzy tour”
Shot from ground level above heads, VG with closeups

  • “Master of Puppets”

The Stone, San Francisco, 19 Mart 1983 - “Cliff’s second gig”
Shot just above ground level, VG with closeups

  • “(Anesthesia) Pulling Teeth”
  • “Whiplash”

Germany, 14 Eylül 1985 - “Metal Hammer Fest headlining with Venom, Nazareth, beer!
Professionally shot video

  • “The Four Horsemen”
  • “Fade to Black”
  • “Seek & Destroy”

Denmark, 6 Temmuz 1986 - “Roskilde Festival with Phil Collins, Eric Clapton, Elvis Costello and Big Country”
Shot from ground level, with closeups

  • “Welcome Home (Sanitarium)”

Oakland, 31 Ağustos 1985 - “Day on the Green”

  • “Cliff Solo”
  • “For Whom the Bell Tolls”

Chicago, 12 Ağustos 1983 - “Supporting Raven on the ‘Kill Em All For One’ tour”

  • “No Remorse”
  • “Metal Militia”
  • Cliff Burton,Lou Martin (Jim Martin’in ağabeyi) ve Dave Donato klasik bir ‘kafa bulma’ anında.[1]

Cliff ‘em All DVD ve VHS olarak halen satılmaktadır.


Dış Bağlantılar

Resmi Sitesi
Kaynakça

M-109

Geliştirme çalışmaları 1954 yılına kadar uzanan M-109, günümüzde en geniş pazara ulaşmış Batılı KMO (Kundağı Motorlu Obüs) olma unvanına sahiptir. Başlangıçta aynı şaseye sahip 105 mm M-108 ve 155 mm M-109 olarak iki araç halinde tasarlanan bu obüsün M-108 modeli günümüzde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke tarafından kullanıma alınmıştır. 1962 yılında United Defense (günümüzde BAE Systems) tarafından üretimine başlanan top, ABD tarafından defalarca modernize edilmiş ya da farklı konfigürasyonlar altında üretilmiştir. M-109’un Almanya, Güney Kore, İsviçre, Mısır ve Tayvan tarafından üretilen farklı modelleri de mevcuttur. Almanya’da Rheinmetall tarafından üretilen modeli olan M-109A3G, FH-70 çekili obüsünün modifiye edilmiş bir versiyonu ile donatılmıştır. ARE 122PT olarak adlandırılan Mısır versiyonu ise, ana silah olarak 122 mm D-30 çekili topunu kullanır. 1993 yılında İngiltere tarafından AS90’larla değiştirilen M-109’lar, bugün hemen hemen tüm Avrupa ordularında yeni sistemlere görevi devretmektedir. ABD’nin Crusader programını iptali ile görev süreleri bu ülkede bir miktar daha uzayan serisinin son modeli M-109A6 Paladin Amerikan Ordusu’nun ana KMO sistemidir. Gelişmiş atış kontrol sistemleri ile donatılan Paladin, daha uzun atış menziline ve daha yüksek atış hızına sahiptir. M-109A5 ve A6’lar, gelen bilgiler dâhilinde hedefe otomatik olarak yönelebilir ve yeni taret tasarımları sayesinde önceki modellerden daha fazla mermi taşıyabilir.MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Sayı:2007-018, sy.35


Teknik Veriler


M-109

  • Üretici: ABD
  • Mürettebatı: 6 kişi
  • Muharebe Ağırlığı: 24.95 t
  • Motor: 400 BG, General Motors 8V71T dizel
  • Azami Hızı: 56 km/s
  • Menzili: 349 km
  • Uzunluğu: 9.12 m
  • Genişliği: 3.1 m
  • Yüksekliği: 3.28 m
  • Ana Silah: 155 mm / 39 kalibre
  • Silah Menzili: 18 km, 23.5 km (roket destekli mermi ile)
  • Atış Hızı: 4 mermi/dk
  • Yükselme: -3 º / +75 º
  • Yan Dönüş Açısı: 360 º
  • Taşınan Mermi Sayısı: 36 mermi
  • Yardımcı Silah: 1 adet 12.7 mm makineli tüfekMSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Sayı:2007-018, sy.35


M-109A6 Paladin

  • Üretici: ABD
  • Mürettebatı: 4 kişi
  • Muharebe Ağırlığı: 28.8 t
  • Motor: 400 BG, General Motors 8V71T dizel
  • Azami Hızı: 56 km/s
  • Menzili: 346 km
  • Uzunluğu: 9.12 m
  • Genişliği: 3.9 m
  • Yüksekliği: 3.27 m
  • Ana Silah: 155 mm / 39 kalibre
  • Silah Menzili: 22 km, 30 km (roket destekli mermi ile)
  • Atış Hızı: 5 mermi/dk
  • Yükselme: -3 º / +75 º
  • Yan Dönüş Açısı: 360 º
  • Taşınan Mermi Sayısı: 39 mermi
  • Yardımcı Silah: 1 adet 12.7 mm makineli tüfekMSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Sayı:2007-018, sy.35


Versiyonlar

  • M109
  • M109A1/A1B
  • M109A2
  • M109A3
  • M109A4
  • M109A5
  • M109A6 “Paladin”
  • M109 “KAWEST” (İsviçre Versiyonu)
  • M992
  • PzH M109 G (Alman Versiyonu 1966´dan 1972′ye kadar )
  • PzH M109 A3GEA2 (Yeni Alman Versiyonu)
  • PzHb M109 A5Ö (Avusturya Versiyonu)


Savaşlar

  • Vietnam Savaşı
  • 1. Körfez Savaşı
  • 2. Körfez Savaşı


Kullanan Ülkeler

  • ABD
  • Almanya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Hollanda (Kullanım Dışı)
  • Pakistan
  • Danimarka
  • İtalya
  • İsviçre
  • Norveç
  • İsrail
  • Yunanistan


Videolar

  • M-109 155mm SP Howitzer
  • Hollanda Ordusu’na ait M-109′lar
  • İsrail Ordusu’na ait M-109′lar
  • İsviçre Ordusu’na ait M-109′lar
  • İsviçre Ordusu’na ait M-109′lar Atış Durumunda
  • İsviçre Ordusu’na ait M-109′lar Mevzide Atış Durumunda


Kaynaklar

M-109

Geliştirme çalışmaları 1954 yılına kadar uzanan M-109, günümüzde en geniş pazara ulaşmış Batılı KMO (Kundağı Motorlu Obüs) olma unvanına sahiptir. Başlangıçta aynı şaseye sahip 105 mm M-108 ve 155 mm M-109 olarak iki araç halinde tasarlanan bu obüsün M-108 modeli günümüzde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke tarafından kullanıma alınmıştır. 1962 yılında United Defense (günümüzde BAE Systems) tarafından üretimine başlanan top, ABD tarafından defalarca modernize edilmiş ya da farklı konfigürasyonlar altında üretilmiştir. M-109’un Almanya, Güney Kore, İsviçre, Mısır ve Tayvan tarafından üretilen farklı modelleri de mevcuttur. Almanya’da Rheinmetall tarafından üretilen modeli olan M-109A3G, FH-70 çekili obüsünün modifiye edilmiş bir versiyonu ile donatılmıştır. ARE 122PT olarak adlandırılan Mısır versiyonu ise, ana silah olarak 122 mm D-30 çekili topunu kullanır. 1993 yılında İngiltere tarafından AS90’larla değiştirilen M-109’lar, bugün hemen hemen tüm Avrupa ordularında yeni sistemlere görevi devretmektedir. ABD’nin Crusader programını iptali ile görev süreleri bu ülkede bir miktar daha uzayan serisinin son modeli M-109A6 Paladin Amerikan Ordusu’nun ana KMO sistemidir. Gelişmiş atış kontrol sistemleri ile donatılan Paladin, daha uzun atış menziline ve daha yüksek atış hızına sahiptir. M-109A5 ve A6’lar, gelen bilgiler dâhilinde hedefe otomatik olarak yönelebilir ve yeni taret tasarımları sayesinde önceki modellerden daha fazla mermi taşıyabilir.MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Sayı:2007-018, sy.35


Teknik Veriler


M-109

  • Üretici: ABD
  • Mürettebatı: 6 kişi
  • Muharebe Ağırlığı: 24.95 t
  • Motor: 400 BG, General Motors 8V71T dizel
  • Azami Hızı: 56 km/s
  • Menzili: 349 km
  • Uzunluğu: 9.12 m
  • Genişliği: 3.1 m
  • Yüksekliği: 3.28 m
  • Ana Silah: 155 mm / 39 kalibre
  • Silah Menzili: 18 km, 23.5 km (roket destekli mermi ile)
  • Atış Hızı: 4 mermi/dk
  • Yükselme: -3 º / +75 º
  • Yan Dönüş Açısı: 360 º
  • Taşınan Mermi Sayısı: 36 mermi
  • Yardımcı Silah: 1 adet 12.7 mm makineli tüfekMSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Sayı:2007-018, sy.35


M-109A6 Paladin

  • Üretici: ABD
  • Mürettebatı: 4 kişi
  • Muharebe Ağırlığı: 28.8 t
  • Motor: 400 BG, General Motors 8V71T dizel
  • Azami Hızı: 56 km/s
  • Menzili: 346 km
  • Uzunluğu: 9.12 m
  • Genişliği: 3.9 m
  • Yüksekliği: 3.27 m
  • Ana Silah: 155 mm / 39 kalibre
  • Silah Menzili: 22 km, 30 km (roket destekli mermi ile)
  • Atış Hızı: 5 mermi/dk
  • Yükselme: -3 º / +75 º
  • Yan Dönüş Açısı: 360 º
  • Taşınan Mermi Sayısı: 39 mermi
  • Yardımcı Silah: 1 adet 12.7 mm makineli tüfekMSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Sayı:2007-018, sy.35


Versiyonlar

  • M109
  • M109A1/A1B
  • M109A2
  • M109A3
  • M109A4
  • M109A5
  • M109A6 “Paladin”
  • M109 “KAWEST” (İsviçre Versiyonu)
  • M992
  • PzH M109 G (Alman Versiyonu 1966´dan 1972′ye kadar )
  • PzH M109 A3GEA2 (Yeni Alman Versiyonu)
  • PzHb M109 A5Ö (Avusturya Versiyonu)


Savaşlar

  • Vietnam Savaşı
  • 1. Körfez Savaşı
  • 2. Körfez Savaşı


Kullanan Ülkeler

  • ABD
  • Almanya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Hollanda (Kullanım Dışı)
  • Pakistan
  • Danimarka
  • İtalya
  • İsviçre
  • Norveç
  • İsrail
  • Yunanistan


Videolar

  • M-109 155mm SP Howitzer
  • Hollanda Ordusu’na ait M-109′lar
  • İsrail Ordusu’na ait M-109′lar
  • İsviçre Ordusu’na ait M-109′lar
  • İsviçre Ordusu’na ait M-109′lar Atış Durumunda
  • İsviçre Ordusu’na ait M-109′lar Mevzide Atış Durumunda


Kaynaklar

Basın-yayın

Basın-yayın (kitle iletişim araçları, kitlesel medya), günlük dilde radyo, televizyon, gazete, dergi gibi elektronik veya yazılı basın organlarını anlatmak için kullanılan bir terimdir.


Ayrıca Bakınız

  • Medya

GİRİŞ
Medya halkın sesi, gözü, kulağı mıdır? Yoksa toplumdaki güçlü ve baskın grupların sesini duyuran, deyim yerinde ise onların borusunu çalan, bu güçlerin eli-kolu olarak faaliyet gösteren güdümlü araçlar mıdır? Halkın sesini siyasi elitlere ve karar verme sürecini kontrol altında bulunduran güçlere duyurma işlevini mi yerine getirir? Yoksa, toplumdaki etkin güçlerin vazgeçilmez ve çok güçlü silahları olarak, toplumun sosyal-ekonomik problemlerini maniple edip, geniş halk kitlelerinin ilgi, dikkat ve enerjilerini başka alanlara kanalize etme görevlerini mi icra ederler? Kuşkusuz bütün bu ve böylesi türden sorulara farklı insanlar, farklı cevaplar vereceklerdir (Arslan, 1999). Fakat şurası çok açık bir gerçektir ki, medya çok önemli bir toplumsal güçtür. Bunun içindir ki bu gücü kimi zaman iktidarlar kendi lehlerine kullanmak istemiş kimi zaman da kendilerine karşı gördüklerini engellemek istemişlerdir.
Bu da sansür sorununu ve halkın bilgi alma özgürlüğüne müdahaleyi beraberinde getirmiştir Bu hemen hemen bütün ülkelerde karşılaşılan bir sorundur.İkitdarla çeşitli yasalarla bunu yasallaştırma yoluna gitmiştir. Son günlerde ülkemizde de bu sorun gündemdedir. Biz bu sorundan yola çıkarak medya ve iktidar arsındaki ilişkinin nasıl sansür sorununu doğurduğunu ortaya koymaya çalışacağız. Son olarak da kısaca bize yani ülke insanlarının bundan nasıl etkilenebileceğini vermeye çalışacağız.

MEDYA NEDİR?

Konumuza geçmeden önce medya hakkında yapılmış bazı tanımlara yer vermek kanımızca yararlı olacaktır. Bazıları şunlardır:
“Bizim Türkçe’de medya olarak kullandığımız, İngilizce’deki media sözcüğü, araç, orta, ortam aracı, anlamlarına gelen medium (Latince medius) sözcüğünün çoğuludur. Diğer yandan, Türkçe’de “media” sözcüğünü karşılamak üzere, oldukça hantal kaçmakla birlikte, “kitle iletişim araçları” kavramı da kullanılmaktadır. Ancak, kavramın kullanışsızlığı, Türkçe olmasa da, medya daha yakın bir kullanım kazandırmıştır. Bununla birlikte, “medya aracı”, “medyalar” gibi yanlış kullanımlarının da gösterdiği gibi, kavramın kullanışsızlığı medya sözcüğünün, genellikle belirli bir kafa karışıklığıyla birlikte dilimize girdiği de söylenebilir.”(Nalçaoğlu, Halil, (2003), Medya ve Toplum, Ips İletişim Vakfı Yayınları,İst.)

Diğer bir tanımsa şöyledir:
“İlk akla gelen ve pek de doğru olmayan tanımlamalar/eşleştirmeler:
1. Medya=televizyon, 2. Medya=teknoloji/araç, 3. Medya=popüler kültür
Medya, sözcüğün kökeni itibariyle aracı olan, doğrudan olmayıp etkinlikleri dolayımlayandır.
Günümüzde kullandığımız anlamda medyanın 3 boyutu var:
1. Teknoloji-üretim ve kullanıma sunulma süreçleri,
2. Toplumsal ilişkiler (kurumlar)-profesyoneller, medya örgütleri ve medya endüstrisinin iç işleyişi ile diğer örgütler ve toplumsal kurumlarla ilişkileri,
3. Kültürel biçimler/ürünler -gazetelerin, programların, vb.; dolaşıma girme, okurlar ve izleyiciler tarafından alımlanma süreçleri.”( Kejanlıoğlu, Beybin.” BİA Yerel Medya Eğitim Programı” Ankara.)
Bu konu hakkında, bu gibi görüşlerin olmasına rağmen günümüzde insanlar arasında medya deyince ilk akla gelen televizyon ve gazetelerdir. İnsanların bilinçlenmesinde ve günümüzde olan olayları takip etmelerine yarayan bir araçtır. Kısa ve basit bir tabirle böyle ifade edebiliriz. Yine aynı şekilde, medya bireylerin siyasi tutum ve davranışlarını, özellikle de oy verirken siyasi tercihlerini çok ciddi boyutlarda etkilemeyebilecek bir güce sahiptir. Bu konuda önemli araştırmalara imza atmış bir araştırmacı olan Rivers (1982), Amerikan medyasını “ikinci hükümet” (second government) olarak nitelendirir. Haber medyası, yalnızca bireylerin siyasi yönelimlerini etkilemekle kalmaz aynı zamanda, siyasi karar verme mekanizması, siyasi liderler ve hükümet üzerinde de çok etkin bir baskı gücü oluşturur. Rivers’ın da vurguladığı (1982, 213) gibi, hükümet politikaları şekillendirilirken, diğer bazı toplumsal güçler gibi medya da, yönlendirici ve şekillendirici bir güç olarak önemli roller oynar. Ülkemizde 1980’li ve !990’lı yıllarda yaşanan siyasi ve toplumsal olaylar hatırlandığında bu konu çok daha anlaşılır bir hal alacaktır.
Bu araç her zaman kontrol altında tutulmuştur veya tutulmaya çalışılmıştır. Çünkü medya dünyadaki en büyük güçlerden silahlardan biri haline gelmiştir. İnsanları istediği gibi yönlendirebilen, iktidar sahiplerini yerinden koltuğundan edebilecek bir güce sahiptir. Bunun için iktidar güçleri işlerin iyi gittiği dönemlerde medyayla sıkı ilişkiler kurmuş bu ilişkinin bozulmasıyla da yasaklama yoluna gitmiştir. Bu da sansür sorununu doğurmuştur.

Medya denince hangi iletişim araçlarını anlamamız gerekiyor?
Medya deyince neyi kastediyoruz? Bunu yukarıda kısaca vermeye çalıştık. Peki bu kavramın içine neler giriyor şimdi biraz da bundan bahsedelim. Kavramı en geniş anlamı ile kullanıldığında, karşımıza çok kişiye ulaşabilen her türden sözlü, yazılı, basılı, görsel metin ve imgeleri(kitaplar, gazeteler, dergiler, broşürler, billboard’lar, radyo, film, televizyon, internet gibi) içeren çok geniş bir iletişim araçları yelpazesi çıkıyor.”(Nalçaoğlu, Halil, (2003), Medya ve Toplum, Ips İletişim Vakfı Yayınları,İst,
İşte bu araçlar halkı bilgilendirme ve yaşadığı evren hakkında fikir edinme özgürlüğünü sunuyor.biz bunlardan daha çok gazete ve kimi zaman da televizyonu ele alacağız çünkü en yaygın kitle iletişim araçları bugün için bunlardır. Eğer medyayı kategorilere ayırmak istersek şöyle bir tablo karşımıza çıkar.
1. Aracılık ettiği toplumsal ilişki türlerine göre: a)kişiler arası b) kitlesel c) şebeke (ağ)
2. Kanala/bileşime göre: a) yazılı (gazete) b) elektronik (TV) c) kimyasal (film)
3. Çalıştırdığı duyulara göre: a) görsel b) işitsel c) dokunma duyusuna seslenen (körler alfabesiyle yazılmış kitaplar gibi) d)karma
4. Ödeme/alma biçimine göre: a) doğrudan satın alınan b) doğrudan ödeme yapmadan alınan c) genel erişim için ücret ödenen d) özgül içeriği izlemek için ödeme yapılan
5. Teknoloji kullanımına göre (ör., TV): a) aile TV’si b) kahvelerdeki TV c) konser salonunda sahnedeki dev ekran
6. Medya içeriğine (türe) göre: a) eğlence-kurmaca (TV’de eğlence: i) soap opera, ii) durum komedisi, iii) aksiyon-macera) b) bilgilendirme-haber-gerçeğe yakınlık c) reklam
7. Mülkiyete göre: a) ticari b) devlet sahipliğinde/kontrolünde ama kamu hizmeti c) bağımsız kamusal
8. Medya örgütlerine göre (ör., TV): a) şebeke TV’si (ulusal) b) yerel bağımsız TV istasyonu c)uluslar arası televizyon kanalları(KEJANLIOĞLU, Beybin(2001). “BİA YerelMedyaEğitimProgramı”.İst.)
Şimdi ülkemizdeki basın tarihini bakmamız konuyu anlamız açısından önemlidir. Çünkü ülkemiz basın tarihi sansürlerle doludur. Basının ülkemizdeki tarihsel gelişimini vermeye çalışalım.

TÜRK BASIN TARİHİ

Türkiye de yayımlanan ilk gazete, Fransız elçiliğinin Fransızca olarak çıkardığı Bulletin des Nouvelles’dir(1795). İlk Türkçe gazete ise devletin resmi gazetesi niteliğindeki Takvimi Vekayi’dir, daha sonra William Churchill adlı bir İngiliz’in devlet desteği ile çıkardığı yarı resmi Ceridei Havadis (1840) ve Agah Efendi ile Şinasi’nin birlikte çıkardıkları Tercümanı Ahval (1860) yayımlandı. Özel girişim tarafından yayımlanan ilk Türkçe gazete Tercümanı Ahval fikir gazeteciliğinin de öncüsüydü ,1864’ten sonra , yayımlanan gazete sayısı arttı, basınla ilgilenmek üzere Matbuat Umum müdürlüğü kuruldu ve ilk nizam name yayımlandı(1864),

1864-1908

Batıda ki özgürlük ve eşitlik hareketlerinden etkilenen yenilikçi fikir gazetelerine susturmak amacıyla Sadrazam Ali Paşa’nın hazırladığı Ali Kararnamesi,(5 Mart 1867), basın özgürlüğünü ortadan kaldırmıştı. Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra Jön Türkler basın etkinliğini yurda dönerek sürdürdüler. Baş yazarlığını Namık Kemal’in yaptığı İ İbret(1872), kısa sürede kapatıldı. Namık Kemal ve gazetenin yazarları İstanbul dışına sürüldü.
II. Abdülhamid’in tahta çıkmasıyla ilk Anayasa hazırlanmış ve Meşrutiyet ilan edilmişti. Ne var ki, Osmanlı Rus savaşı nedeniyle ilan edilen sıkı yönetimle birlikte tün ülkede 33 yıl sürecek baskı dönemi de başlamış oluyordu. Baskı yıllarının en önemli iki gazetesi Şemsettin Sami yönetimindeki Sabah (1875) ve Ahmet Cevdet’in yayınladığı İkdam’dır
1908-1919

24 Temmuz 1908 de ilan edilen Meşrutiyet, basına uygulanan sansürü kaldırınca yalnız İstanbul’da 353 gazete ve dergi birden yayınlanmaya başladı. Dönemin etkili gazeteleri Tanin (Hüseyin Cahit) , Yeni Gazete(Ahmet Emin,Hakkı Behiç,Mehmet Sadık), Volkan(Derviş Vahdeti), Alemdar(Refii Cevat), Peyam (Ali Kemal), Vakit (Hakkı Tarık), Akşam(Necmettin Sadık, Falih Rıfkı, Ali Naci’dir). İttihat Terakki partisine Serbesti gazetesinin iki yazarı Hakan Fehmi (1909 da) ve Ahmet Samim vurularak öldürüldü ve Türk basının ilk şehitleri oldular.

1919-1923

Kurtuluş savaşı sürecinde 4 Eylül 1919’ dan sonra Sivas kongresi’nin yayın aracı İradei Milliye gazetesi, Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişiyle birlikte Hakimiyeti Milliye gazeteleri yayınlandı(1920). Ankara’ya taşınan Yeni Gün ve Öğüt dışında İstanbul’da yayının sürdüren Akşam, Vakit ve Tasviri Efkar kurtuluş savaşını desteklediler. Peyamı Sabah ve Alemdar’sa Ankara hükümetine cephe aldı.

1923-1939

Cumhuriyet hükümeti yeni rejimi kurmak ülkede birlik ve bütünlüğü sağlamak gibi gerekçelerle basına ağır kısıtlamalar getirmiş,güdümlü bir basın yaratmıştı. Dönemin ünlü gazetecileri Hüseyin Cahit , Velit Ebüzziya, Ahmet Cevdet ve Lütfi Fikri, hilafet konusundaki yayınları nedeniyle İstanbul istiklal Mahkemesi’nce yargılandılar 1923.
Şeyh Sait Ayaklanması’ndan sonra kabul edilen Takriri Sükun kanunu basın üzerindeki kısıtlamaları arttırdı. İktidarı desteklemeyen gazete ve dergiler kapatıldı yazırları yargılandı. 1928 oe gerçekleşen alfabe değişikliği basını derinden etkiledi, kapanma tehlikesi geçiren bazı gazete ve dergilere hükümetçe para yardımı yapıldı. Dönemin başlıca gazeteleri Akşam, Cumhuriyet, Tan , Hakimiyeti Milliye(1934’den sonra Ulus )ve Vakittir.

1939-1945

II. Dünya savaşı boyunca İstanbul’da devam eden sıkı yönetim sebebiyle basın özgürlüğü kısıtlı kaldı. Beyoğlu’nda bir İngiliz diplomatına yapılan suikast haberini “resimli olarak” yayımladıkları için kapatılan Vakit , Akşam, Yeni Sabah, Son Posta , Tan , Halk ve Tasviri Efkar gazeteleri (Mart 1941) uygulamaya bir örmekti.

1945-1950

Çok partili yaşam basında belirli bir canlanma yaratmış , tirajlar artmıştı. Demokrat partiyi destekleyen Cumhuriyet ve Vatan’ın tirajları 50 bine kadar çıktı. Akşam , Tasvir , Yeni sabah, Ulus , Tanin ,Hürriyet,Zafer , Milliyet,Yeni İstanbul, Son Posta, demokrat İzmir ,Yeni Asır , Kudret dönemin önde gelen gazeteleriydi. Sedat Simavi’nin çıkardığı Hürriyet (1 Mayıs 1948) yerleşik gazetecilik anlaşışına köklü değişiklikler getirdi.

1950-1960

DP (14 Mayıs 1950), basın üzerindeki denetimi azaltan basın kanunu kabul etmişti, ama kısa süre sonra iktidarla basını ilişkileri gene bozuldu. Pek çok gazeteci ve yayın organı hakkında davalar açıldı, hapsedilenler oldu ; kağıt tahsisi ve resmi ilanlar yoluyla , bası denetim altında tutulmaya çalışıldı.

1960-1970

DP iktidarına son veren 27 Mayıs askeri müdahalesinden (1960) sonra Milli Birlik Komitesi’nin çıkardığı yasalar basına önemli ölçüde özgürlük getirmişti.

1970-1980

12 Mart döneminde çok sayıda dergi ve gazete kapatılırken, 1973 seçimlerinden sonra basın yeniden canlandı. Sağ kesinde Milli Selamet Partisi Milli Gazeteyi , Milliyetçi Hareket Partisi Hergün’ü yayınlarken , sol kesimdeyse Politika ,Vatan , Aydınlık , Demokrasi ve Yeni Ortam gibi gazeteler yayınlandı.

1980’den günümüze

1979 da ilan edile sıkı yönetimin pek çok yayının basım ve dağıtımını yasaklamasının ardından 12 Eylül askeri müdahalesi basın özgürlüğüne ağır bir darbe vurdu, darbenin ilk günü Demokrat , Aydınlık ve Hergün gibi köktenci solcu ve sağcı gazeteler kapatıldı. Hürriyet ve milliyet lider gazeteler olmaya devam etti ; Cumhuriyet büyük okuyucu kaybına uğradı; 1985 de sabah gazetesi de bu kafileye katıldı.(Thema Laruusse(1993-1994). Syf. 438-439. Milliyet Gazetecilik Aş. İst.)
Bu kısa açıklamadan sonra iktidarlar ve medya arsındaki ilişkiler deyinelim.

MEDYA VE İKTİDAR İLİŞKİSİ

Her toplumda bası başlangıçta dini daha sonra da siyasi otoritenin düşüncelerin özgürce ifade edilmesini engelleyen çeşitli baskı , sansür veya doğruda yasaklarıyla karşı karşıya kalmıştır . bu yüzden de basının yani medyanın siyasi otoriteye karşı sürekli bir varoluş mücadelesi vermesi gerekmiştir. Basın sınırsız özgürlük ister siyasal iktidarlarsa basını hiç olmazsa yasal çerçeveler içinde tutma amacı güderler. Özgürlüğün “ siyasal iktidar – kişi ilişkisi” kavramı içinde ele alındığı çağdaş demokratik rejimlerde devlet , kişi özgürlüklerin sağlayacak toplumsal yapıyı korumakla yükümlü aygıt olarak tanımlanmaktadır. Buna göre kişi, anayasal düzene uygun düşünmek zorunda değildir. Anayasaya ve kanunlara uygun davranmam, düzeni anayasada yer almayan yöntemlerle değiştirmeye kalkmamak zorundadır. Söz konusu bu durum, anayasal kurallar içinde düzeni değiştirmeye yönelik düşünceleri de özgürce dile getirmeye engel değildir.
Bu çerçevede düzeni değiştirmeyi amaçlayan düşünce ve görüşlerini de özgürce açıklanmasını siyasal iktidarda içinde olmak üzere her kurum ve kuruluşun özgürce eleştirilmesini , halkın haber almasını, öğrenmesini, olaylar ve sorunlar üzerinde düşünmesini sağlayacak araç basın yayındır(medya). Dolayısıyla bir ülkede anayasa ve yasalarla düşünceye sınır getirilmesi, gazetecilerin , yazarların yazarken , haber verirken ceza korkusuyla kendi kendilerini denetlemeleri sonucunu doğurur. Bu denetleme de düşüncenin özgürce açıklanmasına engel olacağından , “dolaylı sansür” anlamına gelir. Basının özgürce çalışmasını engelleyecek her şey, örtülü veya gizli sansür olarak kabul edilmektedir.
Medya ve iktidar veya siyaset ilişkisi kimi zamanlar ülkeler için sıkıntılı zamanlara neden olmuştur. Bazı sıkıntılar yaşanmasına rağmen medya ve iktidar genelde birbirini tamamlayıcı, birbiriyle uyumlu bir şekilde hareket etmişlerdir. Medya iktidarlar yaratabildiği gibi iktidarları da yıkabilmektedir. Buna şöyle bir örnek verebiliriz. “Yine aynı şekilde, medya bireylerin siyasi tutum ve davranışlarını, özellikle de oy verirken siyasi tercihlerini çok ciddi boyutlarda etkilemeyebilecek bir güce sahiptir. Bu konuda önemli araştırmalara imza atmış bir araştırmacı olan Rivers (1982), Amerikan medyasını “ikinci hükümet” (second government) olarak nitelendirir. Haber medyası, yalnızca bireylerin siyasi yönelimlerini etkilemekle kalmaz aynı zamanda, siyasi karar verme mekanizması, siyasi liderler ve hükümet üzerinde de çok etkin bir baskı gücü oluşturur. Rivers’ın da vurguladığı (1982, 213) gibi, hükümet politikaları şekillendirilirken, diğer bazı toplumsal güçler gibi medya da, yönlendirici ve şekillendirici bir güç olarak önemli roller oynar. Ülkemizde 1980’li ve !990’lı yıllarda yaşanan siyasi ve toplumsal olaylar hatırlandığında bu konu çok daha anlaşılır bir hal alacaktır.” Böyle güçlü bir aracı yönetime gelen iktidar sahipleri de elbette kontrol etmek isteyeceklerdir. Bu anlaşabildikleri oranda uyum içinde olacaktır. Fakat işler tersine dönünce iktidar sahipleri kimi yasalarla medyayı baskı altına alıp ve bunu çeşitli sebeplerle meşrulaştırma yoluna gidiyorlar. Mesela; ”Türk aile yapısına, genel ahlaka, kamu düzenine aykırı ve zararlı içeriklerini gündeme getiriyorlar. Burada önemli olan nokta, bütün bu iddiaların, siyasal otoriteler tarafından yasaklamacı bir anlayışı meşrulaştırmak üzere kullanılması.” (İNAL, Ayşe(2003), Medya ve Toplum, Ips İletişim Vakfı Yayınları, İst.) Ekonomik nedenler, ulusal güvenlik, dış ilişkiler vs. gibi nedenlerde bunların içinde sayılabilir. Ve bunun inkar edilecek bir yanı yoktur.”Sözgelimi, siyasal iktidarların medya üzerinde doğrudan baskı kurarak etkilemeye çalıştıkları bilinen bir gerçektir.”( NALÇAOĞLU, Halil.(2003), Medya ve Toplum, Ips İletişim Vakfı Yayınları, İst.) “1990’ların başına damgasını vuran körfez savaşı’nda Amerikan federal hükümetinin ve Pentagon’un habercileri nasıl bir kısıtlama içine soktuklarını hatırlıyoruz.” ”( NALÇAOĞLU, Halil. (2003), Medya ve Toplum, Ips İletişim Vakfı Yayınları, İst.)
Yakarıda verilenler gösteriyor ki medya ve iktidar hep bir ilişki içinde bu ilişkiyi biraz daha açacak olursak şunları söyleye biliriz. Medya ile siyasi partiler arasındaki ilişkilerin iki ana başlık altında ele alınabileceğini ortaya koymaktadır;
1. Ekonomik İlişkiler,
2. İdeolojik İlişkiler.
Medya elitleri ile siyasi elitler arasındaki ilişki, karşılıklılık esasına dayanır. Grant (1995: 84-88) medya ile onun siyasi ve toplumsal çevresi arasındaki ilişkileri etkin bir şekilde ortaya koyar. Medya ile siyaset arasında kurulu olan bu “al gülüm, ver gülüm” ilişkisi, özellikle iktidardaki siyasi elitler ile medya arasındaki ilişkilerde daha bir kolaylıkla gözlemlenebilir. En basit olarak medya, bir siyasi partiye o partinin basın-yayın organı gibi hizmet edebilir. O partinin sesini kamuoyuna duyurarak, sıklıkla destek verdikleri siyasi grubun belirli konulardaki temel görüş ve fikirlerine, partinin ideolojisi ve politikalarına uygun doğrultuda yayınlar yaparak, o parti lehine kamuoyu yaratmak yolunda önemli hizmetler yerine getirebilirler. Yine aynı tür hedefler doğrultusunda medya, destekledikleri partinin rakibi siyasi partiye ya da partilere saldırarak, onların aleyhinde yayın yapıp karşıtı fikirleri destekleyerek de yine yandaşı oldukları partinin kamuoyundaki popülaritesini ve oy potansiyelini arttırma amacına yönelik hizmetler yerine getirebilir.
Bir siyasi parti, medyanın da desteği ile iktidara geldiğinde, bedel ödeme sırası, o siyasi partiye gelecektir. Elde ettiği iktidar nimetlerinin hiç değilse bir kısmını, seçim döneminde kendileri için yapılmış olan paha biçilmez hizmetlerin karşılığı olarak, destekçileri ile paylaşmak, olağan bir görev olacaktır onlar için: Yeri geldiğinde çok cazip koşullarda kredi kanalları açılacak, kimi zaman destekçiler aleyhine sonuçlar doğurabilecek yasal düzenlemelerin parlamentodan geçmesini engellemek için canla başla çalışılacak, bazen de sadık dostlar lehine gelişmeler doğurabilecek yasal düzenlemelerin bir an evvel hayata geçirilmesi için elden gelen esirgenmeyecektir. Ya da, yine vefa borcunun bir gereği olarak, kamu sektörüne ait kuruluşların reklam ve tanıtım bütçelerinden ayrılacak cömert paylarla yapılan hizmetlerin karşılıkları fazlasıyla ödenecektir.
Marksist yaklaşımdan hareket eden düşünürler medyayı, toplumların iktidar yapısının ayrılmaz bir parçası olarak görürler. Onlara göre medya, toplumlardaki dominant kurumların perspektiflerini şekillendirici bir etkiye sahiptir. Yeri geldiğinde bunlara yeni bir görünüm verip, onları yeniden şekillendirir.
Kuşkusuz medya, toplumdaki etkin güçlerden yalnızca bir tanesidir. Bu toplumsal güçler birbirleriyle yakın etkileşim ve ilişki içindedir. Nasıl ki medya, hem toplum hem de öteki toplumsal güçler üzerinde bir etkileme gücüne sahipse, böylesi toplumsal güçler de medya üzerinde belli bir etkileme gücüne sahiptir. Özellikle “iktidar elitleri” olarak da tanımlayabileceğimiz politik gücü ellerinde bulunduran siyasi elitler, en azından potansiyel olarak, medya üzerinde büyük bir baskı oluşturabilme ve medyayı kontrol altında tutabilme gücüne sahiptirler. İktidarın, medya üzerindeki bu etkileme gücünü, zaman zaman farklı şekillerde kullandıklarına sıkça tanık olunur. Hatta, yasama gücünü elinde bulunduran bu siyasi elitler, “gizlilik” ya da “ulusal güvenlikle ilgili” gibi gerekçeleri de kullanarak, isterlerse medyanın haber alma ve bilgi toplama özgürlüklerine sınırlamalar da getirebilirler. İktidar elitlerinin medya, özellikle de televizyon kuruluşları üzerinde uyguladıkları bu türden baskılara az ya da çok, gelişmiş ya da gelişmekte olan her toplumda rastlamak mümkün. Etzioni’nin de vurguladığı gibi (1993: 183-4), hükümetler tarafından, televizyon programlarına kimi zaman kısmi sansür uygulandığına, bazen de kimi programların yayından kaldırıldığına ya da yayının tamamen yasaklandığına, İngiltere’den Amerika’ya bütün gelişmiş toplumlarda rastlanır. Aynı değerlendirmeler, hiç kuşku yok ki ülkemiz için de geçerlidir. Yayınları kısmen yasaklama veya programları tamamen yayından kaldırma türünden uygulamalara ülkemizde de, özellikle de 1980’li ve 1990’lı yıllarda sıklıkla tanık olunmuştur.
İngiliz hükümetinin, İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) liderlerinin yalnızca fikirlerinin değil görüntülerinin bile yayınlanmasına çok katı yasaklar koymuş olduğu herkesçe bilinir. Yine İngiltere’de, 1988 yılında Thatcher hükümeti döneminde, yirmiyi aşkın kişi, “Kamu Sırları Kanununu” (Official Secrets Act of 1911) ihlal suçunu işledikleri gerekçesiyle kovuşturma geçirmiştir. 1990 yılı başlarında da bu yasada yeniden bir düzenleme yapma yoluna gidilerek yeni bir “Kamu Sırları Kanunu” hazırlanmıştır. Etzioni’nin de vurguladığı gibi (1993: 184), yine İngiliz hükümetleri BBC’nin etkin yönetim birimlerine ve yönetim kurulu üyeliklerine, kendi hükümet politikalarına ve siyaset anlayışlarına sempatisi olan bireyleri atayarak, medyayı kontrolleri altında tutma yöntemini sıklıkla kullanmışlardır. Burada BBC’nin, John Rex’in de belirttiği gibi (Stanworth & Giddens, 1974: 218), çalışanlarının çoğunlukla Oxford, Cambridge gibi tanınmış elit üniversitelerinden yetişmiş kişiler olduğu, bir medya kuruluşu olarak kalitesinin yalnızca İngiltere’de değil, bütün dünyada kabul gördüğü gerçeği de unutulmamalıdır. Görülüyor ki, siyasi elitler yeri geldiğinde dünyanın en saygın medya kuruluşlarına bile müdahale edebilmekte, onların neyi-nasıl yayınlayacaklarına ya da yayınlamayacaklarına karar verebilmektedir.
Buradan da anlaşıldığı gibi egemen güçler bir şekilde medyaya müdahalede bulunup oluşabilecek kötü sonuçlara önceden önlem alma istediği duyuyorlar ve bu da bizim karşımıza sansür olarak çıkıyor. Bütün bu yakarıda verdiklerimizden sonra devletle karşılıklı işbirliği içinde olup daha sonra bir anılaşmazlık içine düşen medya patronları veya medya kuruluşları dışında bu türden bir ilişki içinde olmayıp sadece görevi olan halkı bilinçlendirme ve halkın haber alma özgürlüğünü kullanabilmesini amaç edinen medya kurumları da bu tür baskıara maruz kalmaktadırlar ve bu kuruluşların daha kötü sonuçlarla karşılaşması da muhtemel sonuçlardandır. Ama bir şekilde devlet kendi gücünü sürdürebilmek için her dönem bu tür engellemelere başvurmuştur.
Son dönemde ülkemiz de hükümet ve medya arasıda ki gerilim sansür söylemlerinin gündeme gelmesine neden olmuştur. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: “Demokrasiyi henüz özümleyememiş ülkelerin başında gelen Türkiye’de işler kötü gitmeye başlayınca, siyasal iktidarların ilk yaptığı iş medyaya saldırmaktır. Demokrasi kültüründen nasibini almamış (alamamış) siyasetçiler iktidara gelince, muhalefette iken baş tacı ettikleri medya ile zıtlaşmaya başlarlar. Çünkü her iktidar kaçınılmaz olarak küçük ya da büyük hatalar yapar. Medyanın görevi daha doğrusu varlık nedeni ise olup bitenleri ve tabii bu arada yapılan hataları kamuoyuna aktarmaktır: Olayları ve olguları kamuoyuna aktarmayan medya yaşayamaz. Tabii iktidara gelen parti hata yapmaya başlayınca, bu durum medya aracılığıyla kamuoyuna da yansır. Tam bu noktada, politikacıların demokrasi kültürsüzlüğü devreye girer ve iktidar, uygulamasındaki olumsuzlukları kamuoyuna yansıtan medyayı suçlamaya başlar. İşte medyanın suçlanmaya başlandığı bu nokta, iktidardaki partinin düşüşe geçtiği anı belirler.”( KONGAR, Emre (2004). “İktidar Medyaya Saldırmaya Başlayınca”, İst.)
Buradan da anlaşılacağı gibi ülkemizde iktidarın işleri kötü gitmeye başlayınca ve medya da bu kötü gidişi kamuoyuna duyurmaya başladığı zaman iktidar’ın ilk aklına gelen çeşitli sebepler öne sürerek sansür mekanizmasını devreye sokmaya çalışmaktadırlar.
İktidarla medya arasıdaki ilişkiyi vermeye çalıştıktan sonra “sansürü” daha ayrıntılı ele almaya çalışalım.
SANSÜR
Buradan hareketle konumuza yani medya ve iktidar ilişkisinden hareketle sansür konusunu açıklamaya çalışacağız ve bunun halkın haber alma özgürlüğüne etkisini ortaya koymaya çalışacağız.Genel olarak ele almaya çalıştığımız medya – iktidar – sansür ilişkisini ele almadan önce Türkiye’de ki sansürün tarihini kısaca vermek faydalı olacaktır.
Sansürün Kanlı Tarihi
Avrupa’da Gutenberg’in geliştirdiği baskı makinesi kullanılmaya başladıktan kısa süre sonra aynı teknik Yahudiler tarafından Osmanlı ülkesine de getirildi(1493-1504). Arap harfleriyle kitap basmaları ve kışkırtıcı yayın yapmamaları şartıyla, gayrı müslim azınlıklara basımevi açma izni verildi. Müslümanların basım işleriyle uğraşması üzerindeki devlet yasağı yaklaşık yirmi yıl sonra kaldırıldı(1727). Devlet çeşitli sebeplerle kitap, gazete ve dergi basımını geciktirdi.
Başlangıçta basım işlerinin yasa ve yönetmeliklerle düzenlenmesi yeterli görülüyordu. Ancak özel basımevlerinin çoğalması ve gazeteciliğin gelişmesiyle mirlikte, basın-yayın etkinliklerini denetim altında tutmak için baskı ve sansür yöntemleri uygulanmaya başladı. Bu amaçla çıkan yasalar gazetecinin tutuklanmasından sürgün edilmesine, gazetelerin toplatılmasından yayının yasaklanmasına kadar değişen ağırlıkta maddeleri içeriyordu. Aynı tutumun özü değişmeden günümüze kadar sürdüğünü söylemekte abartı yoktur. Cumhuriyet döneminin demokratik hak ve özgürlüklerin askıya alındığı çeşitli evrelerinde de basın özgürlüğü hemen hemen bütünüyle ortadan kaldırıldı. Öldürülen ilk gazeteci ,II. Meşrutiyet döneminde iktidarda ki İttihat ve Terakki Partisi’ne en sert muhalefeti sürdüren Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi’dir. Onu, Sadayı Millet gazetesi başyazarı Ahmet Samim’in öldürülmesi izledi ve günümüze kadar pek çok gazeteci siyasi nedenlerle öldürüldü.
Gazeteci cinayetleri genellikle ülkede siyasi iktidara muhalefetin arttığı, istikrarsızlık belirtilerinin çoğaldığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Öldürülen gazetecilerin çoğunluğu iktidarla sert tartışmalar girmiştir. Bu cinayetlerde çoğunlukla muhalif gazetecilerin öldürülmesi, faillerin yakalanamaması, kamuoyunda ve basın çevresinde devlete karşı güvensizlik ve kuşkuların doğmasına yol açar. Bu değerlendirme tarih ve dünya genelinde doğrudur. Ne var ki yıllardan beri , Türkiye’de olduğu kadar hemen bütün dünya ülkelerinde de gazeteciler , siyasi iktidarlar marifetiyle değil,terör örgütlerince düzenlene suikastlar sonucu can vermektedir. Zira gazetecinin savunmayı meslek edindiği ilkeler, iktidarlar kadar hatta daha çok, sağcı-solcu,ileri- gerici terör örgütlerini rahatsız ediyor; gazetecileri hedef alan cinayetler de , onların sansür uygulamasıdır. Dönemlere ayırarak bakacak olursak şöyle bir tablo çıkar önümüze;

1864-1908
Batıda ki özgürlük ve eşitlik hareketlerinden etkilenen yenilikçi fikir gazetelerine susturmak amacıyla Sadrazam Ali Paşa’nın hazırladığı Ali Kararnamesi,(5 Mart 1867), basın özgürlüğünü ortadan kaldırmıştı.
1923-1939
Cumhuriyet hükümeti yeni rejimi kurmak ülkede birlik ve bütünlüğü sağlamak gibi gerekçelerle basına ağır kısıtlamalar getirmiş,güdümlü bir basın yaratmıştı. Dönemin ünlü gazetecileri Hüseyin Cahit , Velit Ebüzziya, Ahmet Cevdet ve Lütfi Fikri, hilafet konusundaki yayınları nedeniyle İstanbul istiklal Mahkemesi’nce yargılandılar 1923.
Şeyh Sait Ayaklanması’ndan sonra kabul edilen Takriri Sükun kanunu basın üzerindeki kısıtlamaları arttırdı. İktidarı desteklemeyen gazete ve dergiler kapatıldı yazırları yargılandı.
1939-1945
II. Dünya savaşı boyunca İstanbul’da devam eden sıkı yönetim sebebiyle basın özgürlüğü kısıtlı kaldı.
1950-1960
DP (14 Mayıs 1950), basın üzerindeki denetimi azaltan basın kanunu kabul etmişti, ama kısa süre sonra iktidarla basını ilişkileri gene bozuldu. Pek çok gazeteci ve yayın organı hakkında davalar açıldı, hapsedilenler oldu ; kağıt tahsisi ve resmi ilanlar yoluyla , bası denetim altında tutulmaya çalışıldı.
1970-1980
12 Mart döneminde çok sayıda dergi ve gazete kapatılır.
1980’den günümüze
1979 da ilan edile sıkı yönetimin pek çok yayının basım ve dağıtımını yasaklamasının ardından 12 Eylül askeri müdahalesi basın özgürlüğüne ağır bir darbe vurdu, darbenin ilk günü Demokrat , Aydınlık ve Hergün gibi köktenci solcu ve sağcı gazeteler kapatıldı. .(Thema Laruusse(1993-1994). Syf. 442. Milliyet Gazetecilik Aş. İst.)
Görülüyor ki Türkiye çok sık sansür ve devlet müdahalesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu da insanların bilgilenme ve devletin yaptığı çalışmalardan “iyi veya kötü” haber almasına engel olmuş ve bu demokrasi adına Türkiye’de büyük yaralar açmıştır. Şimdi devletlerin neden sansüre ihtiyacı olduğuna deyinmeye çalışalım.

NEDEN SANSÜR?
Her toplumda bası başlangıçta dini daha sonra da siyasi otoritenin düşüncelerin özgürce ifade edilmesini engelleyen çeşitli baskı, sansür veya doğruda yasaklarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden de basının yani medyanın siyasi otoriteye karşı sürekli bir varoluş mücadelesi vermesi gerekmiştir. Basın sınırsız özgürlük ister siyasal iktidarlarsa basını hiç olmazsa yasal çerçeveler içinde tutma amacı güderler. Özgürlüğün “ siyasal iktidar – kişi ilişkisi” kavramı içinde ele alındığı çağdaş demokratik rejimlerde devlet , kişi özgürlüklerin sağlayacak toplumsal yapıyı korumakla yükümlü aygıt olarak tanımlanmaktadır. Buna göre kişi, anayasal düzene uygun düşünmek zorunda değildir. Anayasaya ve kanunlara uygun davranmam, düzeni anayasada yer almayan yöntemlerle değiştirmeye kalkmamak zorundadır. Söz konusu bu durum, anayasal kurallar içinde düzeni değiştirmeye yönelik düşünceleri de özgürce dile getirmeye engel değildir.
Bu çerçevede düzeni değiştirmeyi amaçlayan düşünce ve görüşlerini de özgürce açıklanmasını siyasal iktidarda içinde olmak üzere her kurum ve kuruluşun özgürce eleştirilmesini , halkın haber almasını, öğrenmesini, olaylar ve sorunlar üzerinde düşünmesini sağlayacak araç basın yayındır(medya). Dolayısıyla bir ülkede anayasa ve yasalarla düşünceye sınır getirilmesi, gazetecilerin , yazarların yazarken , haber verirken ceza korkusuyla kendi kendilerini denetlemeleri sonucunu doğurur. Bu denetleme de düşüncenin özgürce açıklanmasına engel olacağından , “dolaylı sansür” anlamına gelir. Basının özgürce çalışmasını engelleyecek her şey, örtülü veya gizli sansür olarak kabul edilmektedir. .(Thema Laruusse(1993-1994). Syf. 442. Milliyet Gazetecilik Aş. İst.)
İster demokratik olsun ister faşist, ister güçlü olsun ister zayıf, her iktidar muhalefet etmeyen, kendi dümen suyunda bir basın ister. Bunun için de örtülü ya da örtüsüz sansür uygular.
Sansür, kamu yararı adına ahlakî, dinsel, ideolojik vs. değerlerin korunması için basın, edebiyat, sanat ve bilim alanındaki söz, yazı veya resmin gösteriminin, dağıtımının hükümetçe önceden izne bağlanması, denetlenmesi veya tümden yasaklanması olarak tanımlanmaktadır.
Tarihte ilk sansürün nerede uygulandığı bilinmese de, sınıflı toplum düzenine geçilmesi ve devletin ortaya çıkmasıyla birlikte sansürün de başladığı söylenebilir. Eski Yunan’da Sokrates’ın düşüncelerinden dolayı yargılanarak idam edilmesi bilinen ilk ve en kaba sansür örneği olarak zikredilmektedir.
Sansür, Türk tarihinde de eksik olmadı. Osmanlı’nın mutlakiyet döneminde fetva ve fermanlar ile uygulanan sansür Tanzimat döneminde Matbuat Nizamnamesi (1864) ve Âli Kararnamesi (1867) ile, Meşrutiyet döneminde Encümen-i Teftiş ve Muayene Heyeti (1881) eliyle kurumsallaştırıldı. II.Abdülhamit (1876-1908) döneminde öndenetim ve kapatmayı da aşarak, sözcük yasaklarıyla akıl ve mantık sınırlarını zorlayan boyutlara ulaşan sansür 1908 ihtilalinde kalktıysa da özgürlük dönemi bir yıl bile sürmedi. Sadece bir yıl sonra geri gelen yasal sansür 1909 yılında başlayan silahlı sansürle desteklendi; yakın yıllara kadar süren silahlı sansür uygulamasında onlarca gazeteci yazar öldürüldü.
Yasalarla düzenlenen sansür, medyanın yazmasına, göstermesine izin verilen alanı belirler. Yasaların öngör(e)mediği alanlarda ise oto sansür gerekli perdeleme ve karartma işlevini yerine getirir. Oto sansür maddi temelini, medya sermayesinin siyasi iktidar ile kredi ve ihale ilişkilerinde bulur. İdeolojik düzlemde ise, sermaye medyası zaten burjuvazinin siyasal, ideolojik ve ekonomik çıkarlarının belirlediği çerçeve içerisindedir. Bu çerçevede, patron ve yüksek maaşlı yöneticileri grubun ekonomik çıkarlarını elde etmek için siyasi iktidarın uydusu haline gelir; dünyaya sermayenin ve devletin gözlüğüyle bakan maaşlı fikir işçisi de politikacıyla birlikte ülke yönetimine ‘katılır’, ekonomi bakanıyla birlikte ekonomiyi ‘yönetir’, dışişleri bakanıyla birlikte dış politikaya ‘yön verir’, polisle birlikte operasyonlara katılıp sanıkları sorgular, askerle birlikte karşı pusuya yatar…İşçi sınıfı hareketinin veya sermaye egemenliğini rahatsız edecek toplumsal bir hareketin varolduğu koşullarda da sermaye medyası, patronu ve işçisiyle birlikte düzeni savunma misyonunu üstlenir. Medyaya atfedilen kamu gözcülüğü misyonu, kapitalist düzende asla gerçekleşmeyecek bir kuruntudan ibarettir.(Medya İzleme Raporu, Nisan 2004)
Bu tanım dışında devletlerin ne tür sansürlere baş vurduklarını da vermemiz gerekmektedir. Bu bizim, devletlerin neden sansüre ihtiyaç duyduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. John Keane’nin “Medya ve Demokrasi” adlı kitabında anlatılanlara göre birbiriyle bağlantılı 5 siyasal sansür türünden bahseder bunları “ideal tipler” olarak sunar ve aşinalık sırasına göre inceler.
1) Olağanüstü hal erkleri: hükümetlerin, medyanın bazı bölümlerini zorbalıkla sindirerek yola getirme girişimleri talimatlar , tehditler, yasaklamalar ve tutuklamalarla Batı demokrasilerinde de kendisini hissettirmeye devam ediyor. Bu türden siyasal baskı teknikleri ikiye ayrılıyor:( Amerikan anayasa çevrelerince adlandırıldığı üzere) Ön engelleme denince akla söz konusu yayının (sözlü, görsel yada basımlaş) devlet yetkililerince önceden denetlenmesi geliyor ki bunu kapsamına, hükümet sözcüleriyle dostça konuşma kokteyllerden , basit isteklere, telefonla yapılan uyarılardan zorunlu ve ihtiyari kuralların konulmasına kadar resmi yada gayrı resmi tüm yollar giriyor. Yayım – sonrası sansür ilk baskı aşamasından dağıtıma kadar uzamıyor. Bu , sivil topluma daha önce ulaşmış yayınlara karşı yapılan yasal girişimleri de kapsayabilir. Sonucu, kitapların yada görsel malzemenin ( fotoğraflar yada resimler, filmler ve videolar) yasaklanması , parçalanması , yakılması, yeniden sınıflandırılması yada toplanması olabileceği gibi, o malzemenin üretildiği teknik araçlara el konması da olabilir. Yayım sonrası sansür gazetelerin, basımevlerinin, radyo ve televizyon istasyonlarının kapatılması sonucunu da doğurabilir. Kimi “devlet aleyhtarı” örgütlerin yasaklanmasına , gazetecilerin bu gibi örgütlere duydukları sempatiyi açıkladıkları için “terörizmi hoş görmek”le suçlanarak sansür edilmelerine ve cezalandırılmalarına yol açabilir.Özellikle (iddiaya göre) bunalım dönemlerinde, medya üzerindeki siyasal baskının bu iki alt kategorisi çoğu kez birleşir.
2) Silahlı gizlilik: Modern devlet erki gizlilik perdesine saklanmış polise ve askeri organlara dayanarak başarılı olur. Bunun nedeni açıktır: Devlet yetkililerinin yeril ve yabancı hasımlarını atlatmalarının en iyi yolu, onların etkinliklerini (kendileri gözetlenmeden) gözetleyerek ne yapacaklarını öğrenmeleridir.”Baskıcı devlet kurumları” nın palazlanmasının ardındaki bu dinamiği 20. yüzyıl demokrasilerinde açıkça görebiliriz. Gizlilik , kurnazlık ve örgüt içinde zorunlu tek görüşlülüğe dayanan polis ve askeri aygıtlar demokratik devletlerin normal özellikleri arasındadır. Bunlar aynı zamanda siyasal demokrasiye ve iletişim özgürlüğüne taban tabana zıttır.
3) Yalan söylemek: Siyasette yalan söylemek demokratik “ve diğer” rejimlerin özelliklerinden biridir. Son yıllar içinde “olguları bozma yöntemleri”(Arendt) iki yeni yöntem eklendi siyasal yalan söyleme sanatı Madison Avenue halkla ilişkiler uzmanının tatlı sert yaklaşımını, “iyi niyetli kaçamağını” ve laf ebeliği taktiklerini benimsedi. Nice hükümet sözcüsü tarafından her gün uygulanan sanat işte budur: eleştirmenleri yanlış yönlendirmek, sinirleri yatıştırmak, gazetecileri memnun etmek, toplum tarafından inanabilecek haberler üretmek.
Siyasal yalan söyleme sanatı bazen de profesyonel sorun çözümlerin teknokratik yöntemlerine sarılı olarak çıkıyor ortaya. Vietnam Savaşı sırasında amerikan devletinin sivil ve askeri tüm katmanlarını mantar gibi sarmış olan rutin yalanlar bu öbeğin içindeydi: kendi mesleki geleceklerini düşünen aslar tarafından Washington’a sunulan “ gelişme raporları” tahrif edilmiş bombalama raporları ve “ara-bul-ve-yok et” operasyonlarının düzme ceset sayımları gibi… Bu teknokratik yalan biçimi, modellerle ve varsayımsal senaryolarla besleniyor. Kendisini kendi ürettiği varsayımların odasına kapatıp, tüm kapıları kapıyor ve tüm pencereleri örtüyor. Sağduyudan hiç hoşlanmadığı gibi, kazara olabileceklerden nefret ediyor. Kuvvetini düşünce üreten araştırma kuruluşlarında, danışmanlarda, formüllerde ve maraton bilgilendirme kampanyalarında buluyor. Birbiriyle en ilgisiz durum olay ve kişileri birleştiren ve görünüşe bakılırsa anlaşılır hale getiren sözde bir bilimsel dil kullanıyor.
4) Devlet reklamcılığı
5) Korporatizm: 20. yüzyılda hükümetin işlevlerinin özel kesimin örgüt ağları tarafından yerine getirilmesi, pazarlık, ihsan yada sözleşme ile yapılması , sıradan bir olay haline geldi. Kamusal önem taşıyan pek çok karar devlet yetkilileri, yasama organları ve pazarlar tarafından değil, toplumsal grupların temsilcileri yada sivil toplumun bu grupları ile devlet arasında yapılan uzlaşmalarla alınıyor.
Bu türden korporatist usuller devletin kendi işlevlerinden birçoğunu başlıca iktidar gruplarının siyasi erki paylaşmak için taleplerde bulunduğu sivil toplumun devlet dışı örgütlere aktarmasının sonucudur. Böylece, devlet ile sivil toplumların sınırları iç içe geçti. Bu ikisi arasında “ kamu” yetkilileri ve devlet aygıtları ile “devlet-dışı” kurumların pazarlığı, itişip kakışması ve kaypak uzlaşmaları bulunuyor. Korporatizm, çıkar grupları ve örgütlerine pazarlıkla resmi statü veren bir devlet müdahalesi sürecidir; bu statüyü kazanan grup ve örgütler kamu siyasetlerinin formüle edilmesi ve/veya yürütülmesi görevini az yada çok ölçülerde yüklenmiş olurlar. Korporatizm stratejik olarak önem taşıyan işlevsel grupları devletin içine taşırken – ve böylece sivil toplumun bazı bölümlerini ”politize” ederken – devletin etki alanını sivil toplumun içine uzatarak bazı devlet işlevlerini toplumsallaştırır”. Bu, karmaşık ve dinamik yollar izleyebilen çok katlı bir süreçtir.
Batı demokrasilerinin bu birbiriyle bağlantılı beş yönelimi kaygı vericidir. Bunlar gösteriyor ki, normal olarak ne yurttaşlara, ne kitle iletişim araçlarına karşı sorumlu ne de hukuk devletine tabi olan siyasal toplamı çoğalmaktadır.
Görülüyor ki devlet her zaman kendi lehinde olandan yana fakat demokratik ülkelerde olmaması gereken bu tür engellemelere başvurmuştur.(KEANE, John(1999). Medya ve Demokrasi. Ayrıntı. İst.)

SONUÇ OLARAK

Ele aldığımız unsurlardan biri olan medya’nın görevi özünde devleti denetlemesi, doğruyu eğriyi topluma yansıtması gereken bir araçtır. Fakat bu çoğu zaman böyle olmamaktadır. Çeşitli sebeplerden ötürü yasaklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır..
Medya’nın en büyük görevlerinden biri olan halkı doğru bilgilendirme görevi görülüyor ki bir şekilde sekteye uğramaktadır. Ve toplumların gelişmesinde, demokratikleşmesinde önemli bir rol oynayan medyadan bizim ülkemiz ve diğer modern ve demokratik toplumlarda yeterince yararlanamamaktadır. Devlet denetiminden geçen onaylanmış bilgilerle yetinmek zorun da kalıyoruz. Bizi yönetenlerin ve bize ait olan bir ülkenin gerçeklerinden mahrum kalıyor ya da mahrum bırakılıyoruz.
Sorumsuzca yapılan savaşlar bize ya meşru gösterilmeye ya da savaşın yıkıcı etkileri bizim dışımızdaymış bizden uzaktaymış gibi biz verdirilmeye çalışılıyor. İktidarlar kendi güçlerini koruyabilmek adına insanların düşünüp sorgulamasına, ilerici fikir adımlarına karşı her zaman bir savunma içinde oluyor.
İktidarların bu yazının başlığı olan haber lama özgürlüğüne aslında ne kadar saygılı olabildikleri bu çalışmamızla sanırım ortaya çıkmıştır. Yapılan bütün müdahaleler halkı kandırmaya ve göz boyama yöneliktir. Demokratik ve çağdaş bir ülke adına bu türden baskılara karşı birlikte mücadele etmeli ve ülkemizde doğru ve dürüst habercilik adına gerekli adımların atılmasına yardımcı olmalıyız. İnsanların yasalarla kazanmış oldukları haber alma özgürlükleri yine farklı tasalarla kısıtlanmaktadır. Bu türden baskılara karşı çıkan medya grupları veya bireysel mücadeleler bu türden baskılara gerkli cevabı vermekte yeterli olmamaktadır.
Peki haberden uzak kalmamız bize ne kaybettirir ya da gerçekten bir şeyler kaybeder miyiz? Bu konuya şöyle yaklaşmak zannedersem açıklayıcı olacaktır. Bugün dünyamız da savaşlar olmakta bu savaşlar bize aslında gerçek amacını yansıtmayan sözlerle anlatılmaya ya da anlattırılmaya çalışılıyor. Bu ülke insanlarının kendi gerçeklerini diğer ülkelere ulaştırmalarına imkan verilmiyor. Bunun sonucun bu insanlar bütün dünyanın gözü önünde ölümle burun buruna yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Diğer taraftan savaşta çocuklarını kaybeden asker annelerinin feryatlarına ne demeli, gösterilenlere inanıp çocuklarına savaşa gönderip daha sonra cesetleriyle karşılaşan anneler. Bütün bunlar bugün Amerika’nın dünyada oynadığı bir oyundan kısa sahnelerdi. İşte bunlar bize sadece Amerika’nın bize aslında gösterdiklerinin arkasında olan olaylar. Yine amerikanın ölen askerlerin fotoğraflarını yasaklatması, sanki oralarda her şey güllük gülistanlıkmış gibi vermeye çalışması. Bir ülkenin feryatlarını duymamız engelleniyor neden! İşte tüm yazımız boyunca vermeye çalıştığımız devletin çeşitli kılıflara soktuğu “sansür” yüzünden. Peki biz bu durum içinde olsaydık acaba kendimizi nasıl hissederdik. O zaman gerçekten özgür bir basına ihtiyaç duyar mıydık? Zannedersem kimse buna olumsuz bir cevap veremeyecektir. Kısaca, işte bu yüzden basın özgürlüğüne ihtiyacımız var. Devlet güdümlü basının kimseye bir fayda sağlamadığını sanırım ortaya koyabilmişizdir
Dünya’da güvenilir bilgi alışverişinin sağlanamadığı bir ülkede insanlar veya dünyada toplumlar birbirleriyle nasıl sağlıklı iletişim kurabilirler. Nasıl birbirlerinin sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşabilirler.
Ve nasıl daha güvenilir bir dünya yaratılabilir.

KAYNAK : http://www.kobimedya.com/index.php?option=com_content&task=view&id=1&Itemid=25

  • Yeni medya

Shake It Up Şekerim

Shake It Up Şekerim (Çalkala Şekerim).Türkiye’nin 2007 yılında 52. Eurovision Şarkı Yarışması’nda (Helsinki - Finlandiya) Kenan Doğulu tarafından seslendirilen şarkısıdır. İlk etapta yarı finalde yarışan şarkı finale geçmeye hak kazanmıştır. Finalde 163 puan toplayarak 4. olmuştur.


Şarkının Seçimi

Şarkı 9 Mart’ta kamuoyuna açıklandı. Seçici Kurul Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek eseri belirlemek üzere TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney başkanlığında toplandı. Kenan Doğulu eleme için hazırladığı 3 şarkıyı kurula dinletti. Aralarında Genel Müdür Yardımcısı Muhsin Mete, Müzik Dairesi Başkan Vekili Deniz Çakmakoğlu ve Ankara Televizyon Müdürü Muhsin Yıldırım’ın da bulunduğu kurul, ülkemizi temsil edecek şarkıyı seçti. Konuyla ilgili açıklamayı Ali Güney yaptı: “Finlandiya’nın Helsinki kentinde düzenlenecek olan 2007 Eurovision Şarkı Yarışması’nda kurumumuz ve ülkemizi temsil edecek sanatçı Kenan Doğulu tarafından hazırlanan 3 eser arasından, sanatçının da içinde bulunduğu kurulca yapılan değerlendirme sonucunda “Shake It Up Şekerim” adlı eser seçilmiştir. Sanatçı tarafından üzerinde tekrar çalışılarak son şeklini alacak olan bu eser, Mart 2007 tarihinde yapılan basın toplantısı ve bir televizyon programı ile kamu oyuna sunuldu.”

Kenan Doğulu da, “Birçok eser yaptık. 7-8 çok sevdiğim parça oldu. Bunları 3′e düşürmek bile çok zor oldu. Çok neşeli, çok güzel bir eser seçtik. Hayırlı olsun.” dedi. “Shake It Up Şekerim” adlı parçasının İngilizce olması hakkında ise Doğulu şunları söyledi: “Şarkının İngilizce olmasının arkasında önemli bir neden yatıyor. Türkçe yazdığım parçaları çok seviyorum, ama dünyada herkesin söyleyeceğim şarkıyı anlamasını istedim. ‘Shake It Up Sekerim’ Türkçe ve İngilizcenin karışımı oldu. Bundan çok mutluyum.” dedi. Doğulu, Eurovision’a katılma konusunda, “Bana bu teklif gelince sevinçten ağladım. Türkiye’yi dünyanın en büyük şarkı yarışmasında temsil etmek benim için çok büyük bir gururdur” dedi.


Yarışma Öncesi

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Helsinki Kültür ve Tanıtma Müşavirliği, yarışmaya özel olarak ilgi gösterdi. Bu kapsamda, 7-13 Mayıs tarihleri arasında Helsinki şehir merkezine 130 açık hava reklamı verildi. Radyo ve televizyonlarda Kenan Doğulu’nun şarkısı ‘Shake It Up Şekerim’ çalındı.

Mücevher firması Swarovski, Doğulu ve ekibinin kıyafetleri için yaklaşık 150 bin Euro değerinde elli bin değerli taş verdi. Ünlü tasarımcı Hakan Yıldırım’ın desteğiyle tamamlanan ve 300 bin Euro’nun üzerinde fiyat biçilen kostümlerin büyük ilgi gördü. Kostümlerde kullanılan kristal taşların yanı sıra dansçıların kostümlerinin üst kısımlarının 22 ayar altın banyosundan geçirildi. Yarışmada Kenan Doğulu’ya, dünyaca ünlü dört yabancı kadın dansçı eşlik etti. Kenan Doğulu dansçıların seçimiyle ilgili şunları söyledi:”Türkiye, Almanya ve son olarak İngıltere’de 1000 dansçı kızın arasından Jessica, Dominique, Charlie ve Sarah’yı seçtik. Seçilen kızların elektriği çok güzel, birbirlerine çok iyi uyum sağlayabiliyorlar. Özellikle alaturkaya yatkın Avrupalı dansçı aramıştık. Shake It Up Şekerim adlı parçamı dans ile belirginleştirmemiz gerekiyordu. Alaturkayı caz dansı ile karıştırıp sergilemeye çalıştık” dedi.

Provalarda Kenan Doğulu, 2. provasında teknik sorunlar yasadığını söyledi. Doğulu, düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu: “Evet, bazı teknik sorunlar canımı sıkıyor, ama bunlar provalar. Provalarda bu tür sorunlar yaşanır. İlk kez böyle bir salonda ve böyle bir ortamda çalıştığımız için sorunlar olacaktır. Bu ikinci provamız oldu, ekibimiz bu tür sorunlar ile baş eder. Hepsi profesyonel ve herkese güveniyorum. ” dedi.

Bir internet sitesinde yapılan oylamalarda, “Shake It Up Şekerim” hem “yarışmayı kazanması beklenen”, hem de “en favori şarkı” kategorisinde birinci sırada yeraldı.

Bu yıl ki Eurovision şarkılarına çekilen amatör videolar arasında yapılan yarışmada, Litvanya’dan “Skirmy” kod adlı kullanıcı, Shake It Up Şekerim’ e çektiği video ile birinci oldu. Skirmy’nin videosu, ön elemelerden sonra site yetkililerinin aday gösterdiği 10 video arasından, basın mensupları ve Eurovision Şarkı Yarışması hayranlarından oluşan özel jüri tarafından 43 oyla birinciliğe layık görüldü. Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) Eurovision Şarkı Yarışması düzenlediği proje çerçevesinde birinci olan Skirmy, ödül olarak bir cep telefonunun yanı sıra yarışmanın birincisi ile nette sohbet şansına kavuştu.

Bahislerde Shake It Up Şekerim isimli şarkısı açıklandıktan hemen sonra bahis siteleri, Kenan Doğulu’ya 1′e 50 şans veriyordu. Ancak daha sonra birçok Avrupa şehrinde konserler düzenleyen Doğulu’ya verilen şans da arttı. Bahis siteleri 1′e 50 olan bahis oranını 1′e 33′e yükseltti. Bahisçiler Eurovision’un favorisi olarak ise İsveç ile Sırbistan’ı gösteriyor. Arnavutluk ile Portekiz’e ise şans tanınmamıştı.


Yarışma

Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de “Hartwall Areena” stadında düzenlenen 52. Eurovision şarkı yarışmasının Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU) tüm üyelerine naklen aktardığı ve Türkiye saatiyle saat 22.00′de başlayan yarı finalinde ilk olarak Bulgaristan “Water” adlı şarkı ile yarıştı. Yüzmilyonlarca insanın canlı yayından izlediği yarı finalde Kenan Doğulu ile birlikte podyuma çıkan dansçılar Dominique, Jessica, Charlie ve Sarah’nın giysileri de salondaki 12 bin kadar seyircinin beğenisini kazandı. Sahnenin küçük olmasının Doğulu’yu etkilemediği gözlenirken, profesyonel yaklaşımla başarılı bir biçimde parçasını sunan Doğulu, canlı olarak güzel bir performans sergiledi. Kenan Doğulu ve dansçılarının Harem temasından yola çıkılarak hazırlanan giysilerinde yaklaşık 50 bin Swarovski kristali kullanılması da gözlerden kaçmadı. Doğulu’nun ceketinin iç kısmında 11 bin taş ve elişi süslemeler ilk bakışta göze çarpmasa da, Doğulu’nun dönüş hareketlerinde ceketinin iç kısmındaki taşlar ilgi çekerken, dansçı kızların yüzlerinde kullanılan Swarovski kristalleri ilginç görüntüler yarattı. İngiliz asıllı Dominique, Sarah ve Charlie ile Finlandiyalı Jessica’nın 22 ayar altın suyuna batırılmış kumaştan yapılan giysilerinin üst bölümü ile giysilerin tümünde yer alan kristaller sahnede adeta bir ışık seli yarattı. Koreografisinde caz ve oryantal figürlerinin de yer aldığı dansta Doğulu, şarkıdaki Türk ezgileri bölümünde cebinden çıkardığı mendilini sallayarak yaptığı halay figürleriyle seyircileri coşturmayı başardı. Doğulu için özel hazırlanan sanatçının boynundaki küçük altın rengi papyon, giysisine renk katarken, giyside Türk bayrağının renklerini taşıyan Doğulu, şarkısının sonunda büyük alkış topladı. 28 ülkenin katıldığı yarı finalde en fazla oy alan ilk 10 ülke, 12 Mayısta yapılan finale kaldı.

Telefon aracılığıyla kullanılan oylar sonucu finale kalan 10 ülke şöyle belirlendi:1.Sırbistan 298 puan, 2. Macaristan 224 puan, 3.Türkiye 197 puan, 4.Beyaz Rusya 176 puan, 5.Letonya 168 puan, 6.Bulgaristan 146 puan, 7Slovenya 140 puan, 8.Gürcistan 123 puan, 9.Makedonya 97 puan, 10. Moldova 91 puan. + [[123 puan, 9.Makedonya 97 puan, 10. Moldova 91 puan.

Finalde Türkiye, 163 puan alarak 4. olurken 5 ülkeden 12 tam puan alarak, seneye finale direkt olarak katılma hakkı elde etti. Yarışmada Sırbistan 268 puan alarak birinci oldu. Eurovision’da ilk 5 şu şekilde oldu: 1.Sırbistan, 2.Ukrayna, 3.Rusya, 4.Türkiye,5.Bulgaristan.


Alınan Puanlar

Puan Veren Ülkeler Puanlar
Karadağ 1
Beyaz Rusya 0
Ermenistan 0
Andora 0
Avusturya 10
Fransa 12
Danimarka 10
Yunanistan 0
İspanya 0
Finlandiya 4
Bosna-Hersek 10
Belçika 12
Portekiz 0
Arnavutluk 10
Romanya 7
Kıbrıs Rum Kesimi 0
Hırvatistan |0
Slovenya 0
İsrail 0
Almanya 12
Litvanya 0
Norveç 7
İsviçre 10
Çek Cumhuriyeti 0
Hollanda 12
İrlanda 0
Malta 0
Gürcistan 2
Estonya 0
Bulgaristan 7
İsveç 7
Ukrayna 1
Rusya 2
Letonya 0
İzlanda 3
Polonya 0
Moldova 1
Birleşik Krallık 12
Makedonya 10
Macaristan 1
Toplam 163


Dış bağlantılar

  • Shake It Up Shekerim (Çalkala Şekerim) orijinal (İngilizce) ve Türkçe şarkı sözü
  • Eurovision Şarkıları


İç Bağlantılar

  • Kenan Doğulu Resmi İnternet Sitesi

Guns N’ Roses

Guns N’ Roses (GN’R), 1985 yılında kurulmuş, tüm dünyada albümleri 100 milyondan fazla satmış Hard Rock şampiyonları ünvanlı Amerikalı ünlü Hard Rock - Heavy Metal müzik grubu.


Appetite For Destruction Dönemi (1985- 1990)

1982 yılında Indiana’dan rüya kent Los Angeles’ e göç eden Axl Rose ve Izzy Stradlin beraber kurdukları Rose ve Hollywood Rose isimli gruplardan sonra yanlarına Tracii Guns, Ole Beich ve Rob Gardener ‘ı da alarak 1985 yılında Guns N’ Roses’ı kurdular. Fakat ilerleyen zamanlarda Tracii, Beich ve Gardener ayrıldı. Tracii Guns da daha sonra meşhur L.A Guns’ı kuracaktı. Daha sonra efsane gitarist Slash, bas gitarda Duff Mc Kagan ve de davulda Steven Popcorn Adler gruba katıldılar. Böylece efsanevi kadro şekillenmiş oldu. Kısa bir süre sonra 1986′da GN’R ilk EP’si olan Live Like A Suicide’ı Uzi Suicide plaktan çıkardı. Albümde Nice Boys ve Reckless Life gibi agresif ve yüksek tempolu ikisi cover olmak üzere 4 parça yer alıyordu. EP sıfır promasyona rağmen bir anda 10.000 adet satınca bu Geffen plakçılığın dikkatini çekti ve hemen sözleşme imzaladılar. Bu sırada GN’R meşhur Hell Tour’u için ABD’yi dolaşmaktaydı. 1986 yılının sonlarından 1987 yılının ortalarına kadar stüdyoda kalan grubun yükselişi de başlıyordu.İlk albümü Appetite For Destruction’ u 1987 yılında yayınlayan grup ilk albümüyle muhteşem çıkışını gerçekleştirmişti. Appetite For Destruction 25 milyon kopya satarak çok büyük bir başarı yakaladı. Albümün tasarlanan ilk kapağı vahşet içerdiği için müzik firmaları tarafından reddedilmiş. Daha sonra Axl Rose’un fikriyle bilinen ünlü kapakla yayınlanmıştır. Albüm tüm zamanların en fazla satan debut (bir sanatçı ya da grubun ilk albümü) albümü olma özelliğini taşımaktadır. Albüm tüm dünyada müzik listelerinin zirvesine yerleşirken grupta dünya çapında konserler vermeye başlamıştı. Bugün bir klasik sayılan albüm şuanda bile otoriteler tarafından gelmiş geçmiş en iyi hard rock albümü kabul edilmektedir. Albüm 20 yıl sonra bugün yeni nesil rock müzisyenlerine esin kaynağı olmaktadır. Albüm 1980′lerin en iyi hard rock albümü olmakla birlikte 1980′lerde yapılan en iyi 5 albüm içindedir. Bu albümden çıkan önemli single parçalar Welcome to the Jungle, Sweet Child O’Mine, Paradise City ve Nightrain müzik listelerinde en üst sıralarda yer almışlardır. Albüm Amerika’ nın en önemli müzik listesi Billboard Top 100′de 5 hafta 1 numarada kalarak bir rekor kırmıştır. Sweet Child O’Mine ise listelerde 1 numaraya çıktı ve Guns N’ Roses 80′lerde şarkısı 1 numaraya çıkan 3 hard rock grubundan biri oldu. Aynı yıl GN’R ozamanların dev grupları Mötley Crüe,Alice Cooper, Iron Maiden ve Aerosmith gibi dev gruplarla beraber çaldı. Guns N’ Roses Amerika’ya bomba gibi düşmüş, adeta ortalığı sallamıştı. Tabi 80′ lerin en büyük gruplarından biri de Mötley Crüe di. ve artık Guns da onlarla aynı kulvardaydı. 80′lerin popüler gruplarından Ratt ve Poison gibi grupların aksine GN’R glam rock’tan daha farklı olarak daha sert, daha agresif fakat daha duyguluydu. Bu fark hemen anlaşıldı vede bu gruplar hemen ikinci plana itiliverdiler.

1988 yılında Appetite For Destruction dünya turnesine devam eden grup bu yılın sonlarına doğru GN’R LIES albümünü yine Geffen müzik’ten piyasaya çıkardılar. Albüm Live Like A Suicide albümünden 4 şarkıyı ve yeni 4 akustik şarkıyı barındırmaktaydı. Bu albümde de yine Patience ve I Used To Love her gibi büyük hitler vardı. Albüm sadece Amerika’da 6 milyon sattı. Ancak One In A Million şarkısındaki bazı kelimeler Axl Rose’a ırkçı ve homofobik suçlamasını getirdi. Axl Rose ise bu karşı çıkıp, medyayı suçladı. Aynı yıl İngiltere’de Donnington Monsters of Rock festivaline katılan grubun 2 hayranı konser sırasında ezilerek can verdi. Axl Rose konser güvenliğini protesto etti ve bir daha Donnington’a katılmayacaklarını söyledi. 1988 yılının sonlarına doğru Mtv ödüllerinde sahne alan grup aynı zamanda Mtv’den en iyi çıkış yapan grup ödülünü aldı. Milyonlarca albüm satıp kapalı gişe konserler veren grup artık medyanın odak noktasıydı. GNR müzikal başarılarıyla olduğu kadar tıpkı Mötley Crüe gibi skandallarıyla da artık zirvede yer alıyordu.

1989 yılında Guns N’ Roses aynı anda 2 albümüyle birlikte Billboard Top 5 listesine giren ilk grup olmuştur. Bu muhteşem bir başarıydı. Aynı yıl Axl Rose 2. kez Rolling Stone’a kapak olmuştu. 1989′da grup Amerikan Müzik ödülleri’nde en iyi hard rock albümü (Appetite For Destruction) ve en iyi hard rock şarkısı (Paradise City) ödüllerini kazandı. 1989 yılında Rolling Stones ile birlikte uzun bir turne yaptılar. 1989 MTV Video Müzik Ödülleri’nde Mötley Crüe’ nun efsane vokalisti Vince Neil ile Izzy Stradlin sahne arkasında yumruklaştılar. olay daha sonra Vince Neil ve Axl Rose tartışmasına dönüştü ve iki superstar birbirlerini televizyonda boks macı yapmaya davet ettiler. 1990 yılının başlarına gelindiğinde ise Guns stüdyonun yolunu tutmuştu. Bu sırada grubun eski dostu Dizzy Reed (Klavye, piyano) Guns N’ Roses’a katıldı. Aynı yıl davulcu Steven Adler uyuşturucuyla olan problemlerini çözemediği gerekçesiyle gruptan uzaklaştırıldı. Ondan boşalan koltuğu Matt Sorum devraldı. Daha sonra dava açan Adler grubu 2,5 milyon $ ödemeye mahkum etmişti. Axl Rose komşusuna saldırdığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Bu sırada Knockin on Heaven’s Door Tom Cruise’un The Days of Thunder filminin müzik albümünde kullanıldı. MTV’nin hazırladığı video klibi ise en çok istek alanlar arasında yer aldı. Grup 1990 yılının tamamını stüdyoda geçirdi. Sadece birkaç tane yardım amaçlı konser verdiler. 1991 yılının ilk aylarını stüdyoda geçiren grup daha sonra bu yılın ortasına doğru Use Your Illusion World Tour 91-93′ ü başlattı. Yine 1991 yılının ortalarında meşhur St. Louis vakası gercekleşti. Axl Rose sürekli fotoğraf çeken bir seyircinin üzerine atladı ve büyüyen olaylarda 40 kişi yaralandı. Daha sonra 1992 yılında Axl bu olay nedeniyle tutuklanacaktı.


Use Your Illuison Dönemi (1990- 1995)

Yaklaşık 2 sene süren bir stüdyo kaydının ardından GNR müzik dünyasını alt üst etti ve 1991 yılının ekim ayında aynı anda 2 albüm birden yayınlayarak suskunluğunu bozdu. Use Your Illusion I ve Use Your Illusion II. Bu sırada grup 1991 mayıs ayından itibaren zaten kapalı gişe stadyum konserlerine başlamıştı. Bu konserlerde o sıralar yeni patlamış olan Skid Row da Guns N’ Roses’a sahneyi açmıştı. Albümlerden çıkan ilk single You Could Be Mine oldu ve Terminator 2 filminin sountrack albümünde yer aldı. Use Your Illusion’lar büyük bir patlama yarattı ve GN’R Billboard Top 100 listesinin ilk iki sırasına yerleşti. MTV’de en çok istek alan videolar You Could be Mine ve Don’t Cry idi. Artık Guns n Roses tartışmasız olarak dünyanın zirvesine yerleşmişti. Dünyanın en büyük grubu olmuşlardı. Heryerde onlar vardı. Her gazetede, her televizyonda Guns n Roses vardı. Guns n Roses bu albümlerle kariyerini sağlamlaştırmıştı. Albümlerin müzik kalitesi rakiplerinin albümlerinin çok üzerindeydi. Yine bu yılın sonlarına doğru grubun kurucu üyesi Izzy Stradlin Guns N’ Roses’dan ayrıldığını açıkladı. Onun yerine eski Kills For Thrills gitaristi Gilby Clarke kadroya dahil edildi. Daha sonra çıkan singlelar November Rain, Don’t Cry, Live And Let Die, Knockin on Heaven’s Door, Yesterdays ve Estranged şarkıları büyük başarılar kazandı ve klasikleştiler. November Rain gelmiş geçmiş en büyük hitlerden biri oldu. 4 milyon dolarlık klibiyle November Rain yapılmış en pahalı video kliplerden biridir. İki albümde toplamda 18 milyon sattı. 1992 yazında Guns N’Roses/Metallica konserler dizisi başladı. Bu konserlerde Metallica Guns n Roses’ın alt grubuydu ve Guns’a konser açıyordu. 1992 MTV ödüllerinde November Rain en iyi klip seçildi. 1992 ve 1993 yıllarını Use Your Illusion dünya turnesiyle geçirdiler. Bu konserlerde kırktan fazla ülkeye uğradılar. Turne müzik dünyasının en uzun ve en büyüklerinden biri oldu. 1993 yılının sonlarında ise The Spaghetti Incident? albümü geldi. Albüm bir cover albümüydü ve grubun çalmayı sevdikleri parçalardan oluşuyordu. Since I Don’t Have You ve Ain’t It Fun gibi şarkıları barındırıyordu. Albüm Amerika’da 2 milyon sattı ve 4 numaraya kadar çıktı.

1994′ün başlarında Gilby Clarke, gruptan ayrıldı. 1994 yılının ortalarında grup bir single çıkardı: Sympathy for the Devil. Bir Rolling Stones coverı olan parça Tom Cruise’ un Interview With Vampire filminde kullanıldı. Şarkıda Rose’un arkadaşı Paul Tobias gitar çalmaktaydı. Yan projelerden sonra Rose ile çalışmaya başlayan Slash, Axl Rose ile anlasamadı. 1996 yılının ortalarında Slash ayrıldıgını acıkladı. Bunu 1997 yılında ise Matt Sorum izledi. 1998′de de Duff McKagan gruptan ayrıldığını açıkladı. Efsane gitarist Slash daha sonra yaptığı açıklamalarda Axl Rose her şeyin kendi istediği gibi olmasını istiyordu diyecekti. Yine bu yıl Geffen Use Your Illusion serisindeki en iyi parçaları bir araya toplayarak bir nevi best of çıkardı: Use Your Illusion


Gerileme Dönemi 1995- 2001

1998 yılına gelindiğinde Axl Rose yeni bir Guns N’ Roses albümü yayınlamak için çalışmalara başladı. Yeni bir kadroyla grubu yeniden diriltti. Ritim gitarda Paul Tobias, bas gitarda Tommy Stinson(eski The Replacements), gitarda Robin Finck(eski Nine Inch Nails), bateride Josh Freese ve keyboard’da Dizzy bulunuyordu. Grup 1999′da ilk ürünü olan Oh My Godı bir Arnold Schwarzenegger filmi olan End of Days soundtracki için yaptı. Bu 8 sene sonra çıkmış ilk orjinal Guns N’ Roses şarkısıydı. Aynı yıl yeni albümün adıda Chinese Democracy olarak belirlenmişti. Bu arada davula Josh Freeze’in yerine Primus’tan Brain Mantia geçti. Ancak Finck 2000′de gruba geri döndü. Yine bu yıl GN’R hayranlarının uzun bir süredir beklediği konser albümü GNR Live Era 87- 93 piyasaya çıktı. 2 disk ten oluşan albüm grubun muhteşem canlı performanslarını içeriyordu. Bu arada gitara usta virtüöz Buckethead geçti. Finck ile beraber harika bir ikili oldular.

2000 yılını 2001 ‘ e bağlayan gece Las Vegas’ ta bir konser veren grup yenilenmiş haliyle ilk kez hayranlarının karşısına çıkıyordu. Axl Rose 7 yıl sonra ilk konserini veriyordu. 2001 yılına gelindiğinde grup Brezilya’da Rock in Rio 3 festivalinde 250.000 hayranının karşısına çıktı ve festivalin en iyi grubu seçildi. Madagascar, The Blues ve Oh My God gibi yeni şarkılar çok beğenildi. 2002 yılında dünya turnesini başlatan GNR aynı zamanda 9 yıl sonra ilk kez bir dünya turnesine çıkıyordu. Bu sıradada gitarist Richard Fortus, Paul Tobias’ın yerine Guns N’ Roses’ a katılmıştı. Turne oldukça başarılı geçmiş ve de grup kapalı gişe konserler vermişti. 2002 yılının aralık ayında Amerika Philadelphia’daki konsere Axl Rose un gelmemesiyle birlikte alkollu seyirciler galeyana geldi ve arbede çıktı. Turne sponsoru Clear Channel konserleri durdurdu. Bundan sonra yeniden stüdyoya girdiler ve Chinese Democracy kayıtlarını sürdürdüler.

2002 Ağustos ayının sonunda GN’R sürpriz bir şekilde Mtv Video Müzik Ödülleri töreninde sahne aldı ve Welcome To the Jungle, Madagascar ve Paradise City’i seslendirerek geceye damgasını vurdu. Hayranlar yeni bir albüm beklerken Greatest Hits albümü 2004 yılında yayınlandı. Greatest Hits çok büyük satış rakamlarına ulaştı vede GNR hem ABD’de hemde İngiltere ve Avrupada tekrar müzik listelerinin zirvesine yerleşti. Sadece Amerika satışları 3 milyonu geçti.


Geri Dönüş Dönemi

4 yıllık bir aradan sonra 2006′da muhteşem bir dönüş yapan Guns N’ Roses Buckethead yerine Ron “Bumblefoot” Thal’ı gitara aldıktan sonra önce Amerika’da New York’ta kapalı gişe 4 konser verdi sonra da Avrupa turnesine başladı. Aynı zamanda Axl Rose yeni albümün kayıtları için 13 milyon dolar harcamıştı. Buhaber müzik dünyasına bomba gibi düştü vede Guns n Roses bir rekor daha kırdı gelmiş geçmiş en pahalı albüm. Bu müzik tarihinde bir rekordu. Rekorlara alışık bir grup olan Guns N’ Roses ve hayranları için bu çokta sansasyonel olmadı. 2006 yılında pek çok ülkede biletleri günler öncesinde tükenen konserler veren GNR ayrıca Rock in Rio, Gods of Metal, Rock am Ring ve Novarock gibi avrupanın en büyük festivallerinde headliner grup oldu. Merakla beklenen yeni şarkılar Better, irs ve T.W.A.T çok beğenildi. Eşi dogum yapan Brain Mantia gruptan ayrıldı. Buarada bateriye Frank Ferrer geçti. İstanbul’a da uğrayan grup yaklaşık 10.000 kişiye Kuruçeşme Arena’da muhteşem bir konser verdi. Bu konserlerdeki en büyük sürpriz ise 1991 yılında gruptan ayrılan kurucu üye Izzy Stradlin’in konuk sanatçı olarak konserlerde yer almasıydı. Turnede ayrıca Izzy Stradlin dışında Kid Rock, Sebastian Bach gibi rock dünyasının meşhur isimleride GNR’a eşlik ettiler. Ağustos ayının sonunda MTV Video Müzik Ödüllerinde sunuculuk yapan ve The Killers’ ı sunan Axl Rose daha sonra kendisiyle yapılan röportajda yeni albümün kesinlikle bu yıl sonunda çıkıcağını söyledi. Ama malesef albüm yine çıkmadı. 2,5 aylık avrupa turnesini bitiren GNR bu turnede 18 farklı ülkede 40 konserde 700.000′den fazla seyirciye ulaştı.

2007 yılının yaz aylarında yeni zelanda, avustralya ve japonyada büyük kapalı gişe konserler veren grup daha sonra yeni album calısmaları icin stüdyoya kapandı. Bu sırada axl rose kadim dostu sebastian bach (ex-skid row)’ ın solo albümünde (angel down) 3 şarkıda konuk sanatçı olarak yer aldı. 2007 yılı devam ederken chinese democracy kayıtlarını sürdüren grubun yeni albümü sabırsızlıkla bekleniyor..


Grubun Aldığı Ödüller

  • 1988 - Yılın en iyi çıkış yapan grubu (MTV VMA)
  • 1988 - Yılın en iyi heavy metal grubu (Kerrang Magazin)
  • 1989 - En iyi rock single ı Sweet Child O’ Mine (Amerikan Müzik Ödülleri)
  • 1989 - En iyi hard rock video Sweet Child O’ Mine (MTV VMA)
  • 1989 - En iyi hard rock grubu (RIP Magazin)
  • 1990 - En iyi hard rock grubu (Amerikan Müzik Ödülleri)
  • 1990 - En iyi hard rock albümü Appetite For Destruction (Amerikan Müzik Ödülleri)
  • 1990 - En iyi hard rock şarkısı Paradise City (Amerikan Müzik Ödülleri)
  • 1991 - En iyi hard rock grubu (Kerrang)
  • 1992 - En iyi hard rock grubu (Amerikan Müzik Ödülleri)
  • 1992 - En iyi video klip November Rain (MTV VMA)
  • 1992 - En iyi konser grubu (Hit Parader)
  • 1993 - En fazla satan hard rock grubu (World Music Awards)
  • 2001 - Rock in Rio festivalinin en iyi grubu
  • 2002 - En iyi hard rock albümü Appetite For Destruction (Spin Magazine)


Grup elemanları


Appetite For Destruction Dönemi - (1985 - 1990)

  • Axl Rose
  • Slash
  • Izzy Stradlin
  • Duff Mckagan
  • Steven Adler


Use Your Illusion Dönemi - (1990 - 1995)

  • Axl Rose
  • Slash
  • Izzy Stradlin (1991′de ayrıldı)
  • Duff McKagan
  • Gilby Clarke (1991′de katıldı)
  • Matt Sorum
  • Dizzy Reed


Gerileme Dönemi (1996 - 2001)

  • Axl Rose
  • Dizzy Reed
  • Duff McKagan (1997′de ayrıldı)
  • Matt Sorum (1997′de ayrıldı)
  • Paul Huge Tobias (2002′de ayrıldı)
  • Robin Finck
  • Tommy Stinzon
  • Buckethead (2000′de katıldı)
  • josh Freeze (2000′de ayrıldı)
  • Brain Mantia (2000′de katıldı)


Geri Dönüş Dönemi ve Şimdiki Üyeleri (2002- 2006)

  • Axl Rose (vokal, piyano, gitar)
  • Dizzy Reed (piyano, klavye)
  • Tommy Stinzon (bas gitar)
  • Robin Finck (gitar)
  • Richard Fortus (gitar)
  • Ron Thal (gitar)
  • Frank Ferrer (davul)


Grubun çıkardığı Albümler ve Resmi ABD satış Rakamları

  • Live Like A Suicide (EP) (1986) 10.000
  • Appetite For Destruction (1987) 18 milyon
  • GN’R Lies (1988) 9 milyon
  • Use Your Illusion 1 (1991) 9 milyon
  • Use Your Illusion 2 (1991) 9 milyon
  • The Spaghetti Incident? (1993) 2 milyon
  • Live Era 87- 93 (1999) 1 milyon
  • Greatest Hits (2004) 3 milyon
  • Chinese Democracy (2007 yaz)


Dış bağlantılar

  • Resmi hayran sitesi

Manic Street Preachers